(2709 S. K. m. 40, 129) (657 S. K. m. 13) (YHGK. 01.02.2012 T. 2011/4-592 E. 2012/25 K.)
Dava: Davacı Ş. D. vekili Avukat M. T. S. tarafından, davalı H. Z. K. ve diğeri aleyhine 26.06.2009 gününde verilen dilekçe ile kişilik haklarına saldırıya dayalı manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 09.11.2010 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ve davalı Z. K. vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dava; kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken, kusurlu davranışları sonucu kişilere zarar vermesinden kaynaklanan ve zarar görenin kamu görevlileri aleyhine açtığı tazminat davası niteliğinde olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davacı ile davalı H. Z. K. tarafından temyiz edilmiştir
Davacı, dava dilekçesinde; davalıların, adli görevlerini kötüye kullanarak hakkında soruşturma bulunmayan davacıyı soruşturma kapsamına aldıklarını, savcılıkta ifadesinin alınması sırasında durumu basına bildirerek davacının adli işlemlerinin basın yolu ile yayılmasına sebep olduklarını beyan ederek manevi tazminat isteminde bulunmuştur
Davalılar; adli görev yapan davalıların, adli görevin ifası sırasında, adli görevi kötüye kullanma suçu işlediği isnadı ile tazminat talep edildiğinden idari yargının görevli olduğunu, soruşturmayı yetkili savcı tarafından verilen talimatlar doğrultusunda yürüttüklerini belirterek açılan davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece; İl Emniyet Müdürlüğü tarafından İl Jandarma Komutanlığı'na yazılan yazıda davacının adının geçmediği halde, İl Jandarma Komutanlığı'nca davacının adının eklenerek Savcılığa fezleke gönderildiği, bu nedenle davacı hakkında soruşturma açılıp telefonunun dinlendiği, böylece kişilik haklarının ihlal edildiğinden bahisle açılan davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davaya konu olayda sorun, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken veya görevlerini yaparken, kişilerin zarar görmesi halinde, zarar görenin kamu görevlisinin şahsına karşı açtığı davada, kamu görevlisinin hizmet kusurundan ayrılabilen kişisel kast ve kusurunun araştırılmasına gerek olup olmadığı ve netice itibariyle davanın esastan mı, yoksa husumetten mi reddine veya kabulüne karar verileceği ve bu konuda yorum yolu ile sonuca ulaşmanın ve uygulama yapmanın mümkün olup olmadığına ilişkindir.
Kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken veya görevlerini yaparken kişilere zarar vermesi ilgili kamu kurumunun hizmet kusurunu oluşturur. Bu durumda sorumlu, kamu görevlisinin emrinde çalışmakta olduğu kamu kurumu olup dava o kurum aleyhine açılmalıdır. (T.C. Anayasası 40/III, 129/V, 657 S.K.13, HGK 2011/4-592 E., 2012/25 K.) Bu konuda yasal düzenlemeler emredici hükümler içermektedir. Diğer yandan Sorumluluk Hukukunun temel ilkeleri açısından bakıldığında da bu şekilde düzenlemenin mevzuatta yer almış olması zarar görenin zararının karşılanması yönünde önemli bir teminattır.
Davaya konu edilen olayda, davalı H. Z. K.'ın, yürütülmekte olan bir operasyon kapsamında, İzmir İl Jandarma Alay Komutanlığı nezdinde yaptığı soruşturmanın tamamı, idari görevi sırasında ve de görevi gereği yapmış olduğu hizmetlerdir. Dava ise, davalı tarafından yürütülen bu soruşturmaya, davacının hukuka aykırı olarak dahil edildiği iddiası ile açılmıştır. Bu durumda dava şartı gerçekleşmemiştir ve açılan davanın esası hakkında bir karar verilemez; davanın, davalı H. Z. K. yönünden sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilmesi gerekirken davanın esasına girilerek hüküm tesis edilmesi usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz edilen kararın yukarıda gösterilen nedenlerle davalı H. Z. Karataş yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının tüm, davalı H. Z. K.'ın diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve temyiz eden davalıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 21.06.2012 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Anayasa'nın 129/5. maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Yasası'nın 13/1. maddesi gereğince memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu eylemleri nedeniyle oluşan zararlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve yasada gösterilen biçim ve koşullara uygun olarak idare aleyhine açılabilir. İdare aleyhine böyle bir davanın açılabilmesi, hizmet kusurundan kaynaklanmış, idari işlem ve eylem niteliğini yitirmemiş davranışlar ile sınırlıdır. Kamu görevlisinin, özellikle haksız eylemlerde, Anayasa ve özel yasalardaki bu güvenceden yararlanma olanağı bulunmamaktadır.
Dava dilekçesinde belirtilen maddi olgulardan davalının salt kişisel kusuruna dayanıldığının anlaşılması karşısında öncelikle bu iddia doğrultusunda delillerin toplanıp değerlendirilerek sonuca varılması gerekir. Dairemizin istikrar kazanmış uygulamaları ve Hukuk Genel Kurulu'nun 15.11.2000 gün ve E:2001/4-1650; 2000/1690, 26.09.2001 gün ve E.2001/4-595 K:2001/643, 29.03.2006 gün ve E.2006/4-86 K:2006/111; 17.10.2007 gün ve E:2007/4-640 K.2007/725; 31.10.2007 gün ve E:2007/4-800 K:2007/797; 20.02.2008 gün ve 2008/4-156 K:2008/140 sayılı ilamlarında aynı ilkenin benimsenmiş olmasına göre davanın husumet nedeniyle reddi gerektiği şeklinde çoğunluğun bozma nedenine katılmıyorum. 21.06.2012 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy