(5237 S. K. m. 43, 241) (2279 S. K. m. 17)
Dava: Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
Karar: Tefecilik suçunun, 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemde, YCGK'nın 03.07.1995 tarih ve 1995/207-236 sayılı Kararında da belirtildiği üzere birden fazla kişiye sürekli ve sistemli bir şekilde faiz karşılığı ödünç para vermek suretiyle çıkar sağlanması, başka bir anlatımla ödünç para verme işinin meslek haline dönüştürülmesi durumunda oluştuğu, suçun yaptırımının ise 2279 sayılı Yasanın 17. maddesinde düzenlendiği,
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 241. maddesinde ise atılı suçun; Kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi,... biçiminde tanımlandığı, bu düzenlemeye göre suçun oluşması için sanığın yalnızca bir kişiye ödünç para vermesi yeterli olup, bu işi meslek haline dönüştürüp dönüştürmemesinin öneminin bulunmadığı, tefecilik suçunun ekonomi, sanayi ve ticarete ilişkin suçlar bölümü içerisinde yer aldığı, bu bölümün de topluma karşı suçlar kısmı içinde bulunduğu, 5237 sayılı Yasanın 43/1. maddesi, suçun mağdurunun aynı kişi olmasını suçun zorunlu unsuru haline getirmiş iken, 08.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanunun 6. maddesi ile anılan madde ve fıkraya eklenen Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır. hükmü ile zincirleme suçun kapsamının genişletildiği ve mağduru aynı kişi olsun ya da olmasın maddenin son fıkrasındaki istisnalar dışındaki tüm suçlarda zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün hale getirildiği, bu nedenle suçun temadi ettiğinden ve birden fazla kişiye ödünç para verilmesinin tek suç oluşturduğundan bahsedilemeyeceği, ancak suçun zincirleme olarak işlenmesinin olanaklı olduğu,
Ayrıca, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği anda suçun işlendiği kabul edilmekle birlikte 5237 sayılı Yasanın 241. maddesinde düzenlenen tefecilik suçunun maddede yazılı tipik hareketin bir kez işlenmesiyle oluşan sırf hareket suçu niteliğinde bulunduğu, bu suçun ivaz karşılığında ödünç paranın borç alana verilmesiyle tamamlandığı, suçun tamamlanması için ivazın temin edilmiş olmasının şart olmadığı, hatta ödünç olarak alınan paranın vadesinde geri ödemesinin yapılmamış olmasının da suçun oluşması üzerinde bir etkisinin bulunmadığı, 5237 sayılı Yasa ile getirilen yeni düzenlemenin suçun unsurları bakımından sanık aleyhine olması karşısında 01 Haziran 2005 tarihi öncesi ve sonrasındaki eylemlerin ayrı değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu,
Tüm bu açıklamalar ışığında dava konusu somut olayda; sanık hakkında düzenlenen 05.06.2008 günlü Vergi Tekniği Raporunda sanığın bir kısım şahıslara kazanç elde etmek amacıyla borç para verdiğinin tespit edilmesi karşısında, raporda ismi geçen şahısların tanık sıfatıyla beyanlarına başvurulup, sanıktan ivaz karşılığı borç para alıp almadıkları, almışlar ise hangi tarihlerde aldıkları, sanıkla aralarında yakın akrabalık veya ticari münasebet bulunup bulunmadığı hususlarında açık ve net beyanları tespit edilmeden, maddede yazılı tipik hareketin bir kez işlenmesiyle oluşan sırf hareket suçu niteliğindeki tefecilik suçunun ne şekilde 01.06.2005 tarihinden sonra işlendiği açıklanmadan, tanıkların sanıktan ivaz karşılığı aldıklarını iddia ettikleri borç para tarihleri gerekirse beyanlarına yeniden başvurulmak suretiyle kesin ve net olarak tespit edilmeden, buna göre dava zamanaşımı süresinin dolup dolmadığı da tartışılmadan eksik araştırma ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi,
Kabule göre de;
Sanık hakkında temel hapis cezası herhangi bir gerekçe gösterilmeden takdiren denilmek suretiyle alt sınırdan tayin edildiği halde, hapis cezası yanında tayin edilen adli para cezasına esas alınan birim gün sayısının da gerekçesiz olarak ve takdiren denilerek alt sınırın üstünde belirlenmesi suretiyle hükümde çelişkiye neden olunması,
Sanığın değişik kişilere faizle para verdiği kabul edildiği halde zincirleme suç nedeniyle cezasının TCK'nın 43. maddesi uyarınca artırılmaması,
Suçtan zarar gören Hazinenin davaya katılmasına karar verilmediği halde, lehine vekalet ücretine hükmolunması,
Sonuç Kanuna aykırı ve sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 25.09.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy