MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/298 Esas, 2016/381 Karar
SUÇLAR : Görevinin gereklerine uygun davranmak için çıkar sağlama, hırsızlık, tehdit
HÜKÜMLER : Mahkumiyet (tehdit suçundan iki kez), hükmün açıklanmasının geri bırakılması (hırsızlık suçundan), ceza verilmesine yer olmadığına (görevinin gereklerine uygun davranmak için çıkar sağlama suçundan)
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;
Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.02.2017 tarihli, 2015/5-95 Esas, 2017/71 sayılı ve benzer Kararlarında da belirtildiği üzere "suçtan zarar görme" kavramının "suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali" olarak anlaşılması gerektiği, dolaylı veya muhtemel zararların davaya katılma hakkı vermeyeceği, bu nedenle sanık hakkında görevinin gereklerine uygun davranmak için çıkar sağlama, hırsızlık ve tehdit suçlarından açılan kamu davalarına 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 237. maddesine göre suçtan doğrudan zarar görmeyen Hazinenin katılma ve temyiz hakkının olmadığı anlaşılmakla, vekilinin temyiz isteminin 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un (5320 sayılı Kanun) 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 317. maddesi uyarınca REDDİNE, sanık hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 5271 sayılı Kanun'un 231/12. maddesinin karar tarihi itibarıyla yürürlükte olan haline göre itiraza tabi olduğu ve söz konusu karara yönelik itirazların merciince değerlendirilip karar verildiği gözetilerek dosyanın bu yönden İNCELENMEKSİZİN İADESİNE, incelemenin müdafiinin sanık hakkında tehdit suçundan verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarıyla sınırlı olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
Sanığa yüklenen tehdit suçunun 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/1. maddesinde öngörülen cezasının üst sınırı itibarıyla aynı Kanun'un 66/1-e ve 67/4. maddelerinde belirtilen 8 yıllık asli ve 12 yıllık ilaveli dava zamanaşımı sürelerine tabi olduğu, suç tarihi olan 2010 ile inceleme günü arasında ilaveli dava zamanaşımı süresinin gerçekleştiği anlaşıldığından, hükümlerin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilmek suretiyle 1412 sayılı Kanun'un 321/1. maddesi uyarınca BOZULMASINA ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden sanık hakkında açılan kamu davalarının aynı Kanun'un 322/1 ve 5271 sayılı Kanun'un 223/8. maddeleri gereğince zamanaşımı sebebiyle ayrı ayrı DÜŞMESİNE 03.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.