MAHKEMESİ : Gölcük 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 17/12/2013
NUMARASI : 2012/261-2013/762
Taraflar arasındaki orman sınırları içerisinde kalan taşınmaz bedeli ile mahrum kalınan gelirin tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın usulden reddine dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi, davacı vekilince verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
- K A R A R –
Dava, orman sınırları içerisinde kalan taşınmaz bedeli ile mahrum kalınan gelirin tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece davaya bakmanın idari yargının görevi dahilinde olduğundan bahisle davanın usulden reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dosyada bulunan kanıt ve belgelere göre; dava konusu taşınmazın geldisi olan 96 parsel sayılı taşınmazın tapulama çalışmaları sonucunda 1956 yılında senetsizden M. D. isimli şahıs adına tescil edildiği, bu parselde yapılan ifrazlar nedeniyle dava konusu taşınmazın oluştuğu, davacının da dava konusu taşınmazı satın almak suretiyle 03.04.2007 tarihinde malik olduğu, taşınmazların bulunduğu bölgede 1993 yılında orman kadastrosu çalışmalarına başlanıldığı, taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğunun tespit edildiği ve kadastro çalışmalarının 13.10.1995'te ilan edildiği, o tarihteki tapu maliki Mustafa Dinç'in bunun üzerine orman sınırlamasının iptali için O.. M.. aleyhine dava açtığı, Gölcük 1.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/115 esas- 2010/665 sayılı dava dosyasında yapılan yargılama sonucunda, takip edilmeyen davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği, tapu kaydına "orman sınırları içerisindedir" şerhi konulmamış olan taşınmazın halen davacı adına kayıtlı olup, tapunun iptal edilmemekle birlikte hukuki değerini yitirdiği anlaşılmıştır.
Mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla iç hukuk yönünden, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleri ile kabul edilmiş temel haklardandır. (Anayasa Md. 35/1, AİHS Ek Prot. 1-1). Türk Medeni Kanununun 683. maddesinde de bir şeye malik olan kimsenin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisi belirtilmiş, malikin malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava konusu edebileceği hüküm altına alınmıştır.
Mülkiyet hakkı, ancak kamu yararının bulunduğu hallerde sınırlandırılabilir veya tamamen kaldırılabilir.
Ne var ki, bu sınırlandırma veya kaldırma gerçekleştirilirken; T.C.Anayasasının 90/5.maddesi ile iç hukukun üstünde sayılan AİHS Hükümleri gereğince AİHM tarafından oluşturulan 30.5.2006 tarih 1262/02 sayılı kararda ifade edildiği üzere; "...bir kişiyi mülkünden yoksun bırakan bir önlemin ...", "kamu yararına meşru bir amaç gütmesi gerektiği...", bu önlem alınırken "...başvurulan yollar ve gerçekleştirilmesi amaçlanan hedef arasında makul bir oransallık ilişkisi olması gerektiği...", kişinin "...kişisel ve haddinden fazla yük taşıma zorunda kalması halinde gerekli dengenin kurulamayacağı..." açıktır.
Diğer bir anlatımla, kamu yararı ile mülkiyet hakkından kısmen veya tamamen yoksun bırakılan kişinin hakkı arasında makul, kabul edilebilir, hak ve adalet dengesini sağlayacak bir oranın kurulması asıldır.
Somut olayda; dava konusu taşınmaz dava dışı Mustafa Dinç ve ondan satın alan gerçek şahıslar adına tapu kaydının oluşmasından çok daha sonra yapılan orman kadastro çalışmaları sonucunda Maslak Dere Devlet Ormanı olarak sınırlandırılmış olup, taşınmazında içinde bulunduğu bu saha eylemli orman alanıdır ve bu haliyle davacının Anayasa'nın 35. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının sahibine tanıdığı hakları kullanma imkanı adına olan tapu kaydının hukuki değerini yitirdiği, böylece yok hükmünde olduğu tartışmasız olup davalılardan O.. M..nün fiilen el atma olgusu gerçekleşmiştir.
Bu nedenle, işin esasına girilerek alınan rapor değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın görev yönünden reddine karar verilmesi,
Doğru görülmemiştir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine, 23.06.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy