MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki kesinleşen orman tahdit sınırları içerisine alınan tapulu taşınmazın tapu kaydına satılamaz/devredilemez şerhi konulması nedeniyle kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın pasif husumet ehliyeti yokluğundan davanın reddine dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi, davacı A.. U.. vd. vekilince verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
- K A R A R –
Dava, kesinleşen orman tahdit sınırları içerisine alınan tapulu taşınmazın tapu kaydına satılamaz/devredilemez şerhi konulması nedeniyle kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece pasif husumet ehliyeti yokluğundan davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı A.. U.. vd. vekilince temyiz edilmiştir.
Dosyada bulunan kanıt ve belgelere göre; dava konusu taşınmazın 28/07/1981,19/04/2013,15/08/2014 tarihlerinde taksim/intikal yollarıyla paydaş olan davacılar adına tescil edildiği, bulunduğu bölgede yapılan orman kadastrosu çalışmaları sırasında taşınmazın orman sınırları içerisinde kaldığının tespit edildiği ve bu nedenle tapu kaydı üzerine 01/09/2004 ve 11/12/2006 tarihlerinde orman tahdit sınırları içinde kaldığına dair şerhin konulduğu anlaşılmıştır.
Mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla iç hukuk yönünden, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleri ile kabul edilmiş temel haklardandır. (Anayasa Md. 35/1, AİHS Ek Prot. 1-1). Türk Medeni Kanununun 683. maddesinde de bir şeye malik olan kimsenin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisi belirtilmiş, malikin malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava konusu edebileceği hüküm altına alınmıştır.
Mülkiyet hakkı, ancak kamu yararının bulunduğu hallerde sınırlandırılabilir veya tamamen kaldırılabilir.
Ne var ki, bu sınırlandırma veya kaldırma gerçekleştirilirken; T.C.Anayasasının 90/5.maddesi ile iç hukukun üstünde sayılan AİHS Hükümleri gereğince AİHM tarafından oluşturulan 30.5.2006 tarih 1262/02 sayılı kararda ifade edilendiği ilkelerin (“… bir kişiyi mülkünden yoksun bırakan bir önlemin…”, “kamu yararına meşru bir amaç gütmesi gerektiği…”, bu önlem alınırken “… başvurulan yollar ve gerçekleştirilmesi amaçlanan hedef arasında makul bir oransallık ilişkisi olması gerektiği”, kişinin kişisel ve haddinden fazla yük taşıma zorunda kalması halinde gerekli dengenin kurulamayacağı…”)dikkate alınması gerekir.
Diğer bir anlatımla, kamu yararı ile mülkiyet hakkından kısmen veya tamamen yoksun bırakılan kişinin hakkı arasında makul, kabul edilebilir, hak ve adalet dengesini sağlayacak bir oranın kurulması asıldır.
Somut olayda; dava konusu taşınmaz kesinleşen orman tahdit sınırları içine alınarak orman olarak sınırlandırılmış, malikin mülkiyet ve tasarruf imkanı ortadan kaldırılmıştır.
Nitekim, AİHM de Çetiner ve Yücetürk –Türkiye 22 Eylül 2009 tarih, 24620/04 sayılı kararı ve 23 Mart 2010 tarih, 2150/05 sayılı kararlarında, bir taşınmazın kamu orman arazisi olarak vasıflandırılmasıyla birlikte malikin mülkiyet hakkını kullanmasına yönelik bir müdahalenin olduğunu ve bu vasıflandırmanın söz konusu taşınmazın tasarruf nisabını önemli ölçüde azaltan bir etki oluşturduğunu, malikin arazisinden gerçek anlamıyla istifade edemediğini ve her anlamda mülkiyet hakkının içini boşaltan bir etki yarattığını kabul etmiştir.
Davacının taşınmazı orman olarak sınırlandırıldığı ve taşınmazdan yararlanma ve tasarruf etme hakkı kısıtlandığı halde, tapunun davacı üzerinde olması nedeniyle tazminat talebinin reddi, Ek 1 nolu Protokolün 1.maddesi ile AİHS’nin 6. maddesine aykırıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12/10/.2016 tarih ve 2014/5-1421 esas, 2016/965 sayılı kararında da belirtildiği üzere bu durumda kamulaştırmasız el atma olgusu gerçekleşmiş olduğundan işin esasına girilerek yapılacak inceleme sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi,
Doğru görülmemiştir.
Davacı A.. U.. vd. vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine, 20/10/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.