MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el koymadan kaynaklanan alacağa ilişkin ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: ... yönünden husumetten reddine ... yönünden Davanın kabulüne dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi, davacı ile davalı ... vekillerince verilen dilekçeler ile istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
- K A R A R –
Dava, kamulaştırmasız el koymadan kaynaklanan alacağa ilişkin ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemidir.
Mahkemece, ... hakkında açılan davanın husumetten reddine, ... yönünden ise davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davacı ile davalı ... vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyada bulunan kanıt ve belgelerden davacının paydaş olduğu 1244 ada 1 ve 1655 ada 1 parsel sayılı taşınmazların imar planında ... tesis alanı olarak ayrıldığı ve davalı idarelerce fiilen el atılmadığı, davacının ... 22. icra Müdürlüğü'nün 2013/9010 esasında davalılara karşı kamulaştırmasız el atmaya dayanan ilamsız icra takibi yaptığı, ödeme emrine davalı tarafça itiraz edilmesi üzerine icra takibinin durduğu, takip alacaklısı olan davacı vekili tarafından itirazın iptali ve icra inkar tazminatı istemle iş bu davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Tüm dosya içeriğine göre davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde değildir.
Davalı vekilinin temyizine gelince;
İİK.'nun 42 maddesi hükmüne göre hiçbir ayrım yapılmadan bütün para alacakları için ilamsız icra takibi yapılması mümkündür. Takibe konu alacak, ister hukuki el atmaya dayalı olsun isterse fiili el atmaya dayalı olsun, ya da davacının elinde bu yönde bir tespit kararı olsun ya da olmasın ilamsız icra yolu ile takip yapılmasına engel olarak bir kanun hükmü mevcut değildir. Zira alacaklı, takip talebinde muayyen bir para
alacağı talebinde bulunduğu zaman, icra müdürü bu alacağın doğmuş bir alacak olup olmadığını araştırmaya girmeden ödeme emrini tanzim cihetine gider. Bundan sonra ödeme emrine itiraz edilip edilmemesine göre hukuki süreç başlar. Borçlu ödeme emrine itiraz ettiğinde, alacaklı İİK'nun 68. maddesinde yazılı belgelere dayanmıyorsa, anılan yasanın 67. maddesi uyarınca itirazın iptali davası açabilir. Hatta alacağı anılan maddedeki belgelere dayalı olan alacaklının dahi İİK.'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptalini mahkemeden dava yoluyla istemesi mümkündür.
Bu kapsamda;2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 67. maddesinde “Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağın varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir”hükmüne yer verildiğinden itirazın iptali davaları açıkça adli yargının görev alanı içine girmektedir.
Ne var ki; 11.06.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6487 sayılı yasanın 21. maddesi uyarınca Kamulaştırma Kanununun geçici 6. maddesinde yapılan değişiklik ile; “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir. Bu madde hükümleri karara bağlanmamış veya kararı kesinleşmemiş tüm davalara uygulanır.” hükmü getirilmiştir.
Öte yandan Anayasa Mahkemesi’nin 25.09.2013 gün 2013/93 Esas, 2013/101 Karar sayılı ilamında da; “Kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması gerektiği; imar kısıtlamalarında taşınmazın zilyetliğinin malikte kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin tasarruf yetkisinin, ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara maruz kaldığı, bu nedenle imar kısıtlamalarından kaynaklanan tazminat davalarının idari yargıda açılabileceği” kabul edilmiştir.
Somut olayda; dava konusu taşınmazlar, imar planında ... alanı olarak ayrılmış ise de; dosya içindeki delil ve belgelere ve özellikle fen bilirkişisinin raporuna göre davacı vekilinin yazılı beyanına göre taşınmazlara davalı idarelerce fiilen el atılmadığı anlaşılmıştır.
Her ne kadar; itirazın iptali davasının görülme yeri adli yargı ise de, hukuki el atmaya ilişkin uyuşmazlığın esasının idari yargıda çözümlenmesinin yasal zorunluluk olduğu ve oradan alınacak ilamla alacaklının alacağına öncelikle kavuşabileceği hususları gözetildiğinde davacının, itirazın iptali davasını açmakta “hukuki yararı” nın bulunmadığı bu hususun dava şartı (HMK'114/h md.) olup mahkemece resen gözetilmesi (HMK'115/1 md.) gerektiği gibi 25.08.2017 tarihinde yürürlüğe giren 694 sayılı KHK'nın 9.maddesi dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi,
Doğru görülmemiştir.
Davalı ... vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenle HUMK’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, davacıdan peşin alınan temyiz ve temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine, 05/07/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy