(765 S. K. m. 33) (1412 S. K. m. 72, 252)
Dava: 06.08.1964 Doğumlu N.'nın (Nazire) mayubiyetini gerektirir şekilde zorla ırzına geçmekten sanık K.'in yapılan yargılaması sonunda TCK. nun 414/2, 418/2, 55/3 ve 58. maddeleri gereğince 8 sene 4 ay ağır hapis cezasıyla mahkumiyetine ve 20.000 lira manevi tazminatın sanıktan, alınarak müdahile verilmesine dair Bingöl Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 16.10.1980 gün ve 1979/175 esas 1980/100 karar sayılı hükmün süresi içinde duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi sanık tarafından istenilmiş ve şartı yerine getirilmiş olduğundan dava evrakı C. Başsavcılığı'ndan tebliğname ile daireye gönderilmekle dava evrakı incelenip gereği görüşülmüş olduğundan aşağıda yazılı karar itiraz olundu:
Karar: Talepname ve son soruşturmanın açılmasına ilişkin karar içeriğine göre sanık hakkında zorla kaçırmak suçundan dolayı her zaman hüküm kurulması mümkün görülmüş, hükmolunan hürriyeti bağlayıcı cezanın miktar ve nev'i itibarıyla uygulamasında yasal zorunluluk olan TCK. nun 33. maddesinin infaz sırasında nazara alınacağından karar yerinde gösterilmemesi sonuca etkili bulunmamış, maktu vekalet ücretinin noksan tayini aleyhe temyiz olmadığından ve avukatlık ücret tarifelerinin 11. ve 15. maddelerine göre müdahilin istediği tazminatın reddedilen kısmı üzerinden sanık yararına nispi vekalet ücretine hükmedilmemesi, sanık vekili tarafından yargılama giderlerinden madut ve aynı zamanda kişisel hak niteliğinde olan vekalet ücretinden başka nedenlere hasren hüküm temyiz edilmiş olup bu cihet temyizin kapsamı içinde bulunmadığından bozma sebebi sayılmamıştır. Ancak
1- Kamu davasının konusu 08.09.1964 doğumlu Nazire'nin 23.6.1979 günü rızası dışında ırzına geçilmesi olayından ibarettir.
Yapılan yargılama sonunda; mahkemece mağdurenin iddialarının, anne ve babasının anlatımları ve doktor raporu ile doğrulandığına yer verilmek suretiyle sanığın yükletilen suçu işlediği kabul ve yazılı şekilde cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Oysa dayanılan iddia ve anlatımlar tümden çelişik olup, var olan kanıtlar ile sadece mağdurenin ırzına geçildiği hususu belirlenebilmiş ve fakat bu kanıtların suç failinin sanık olduğunu göstermeye yeterli bulunmadığı gözetilmeyerek ve mağdurenin çelişik iddialarından sadece sanık K.'e yönelik kısımlarının doğru olması gerektiği varsayımı ile hüküm kurulması mümkün görülmemiştir. Şöyle ki: Mağdure; 25.06.1979 tarihli dilekçesinde, suç tarihi akşamı 18:30 sularında köy içindeki çeşmeden evine su getirirken sanık N. ile annesi Z.'nin kendisini tutarak evi yanındaki boş hayvan damına getirdikten sonra, burada N. tarafından zorla ırzına geçilip kızlığının bozulduğunu, eve döndüğünde olan durumu annesine bildirdiğini beyan etmiş, hazırlık soruşturmasında jandarma komutanlığınca düzenlenen 26.06.1979 günlü yüzleştirme tutanağı ile C. Savcısı tarafından saptanan 28.06.1979 tarihli ifadelerinde ise; sanık K.'in ırzına geçtiğini onun tehditleri ve isteği ile N. ve annesi Z.'ye isnatta bulunduğunu söylemiş olduğu halde, C. Savcısına verdiği aynı günlü ikinci anlatımlarında iddiasından dönerek, önceki beyanlarının yanlış olduğunu, sanık Z.'nin etkisinde kaldığını, kendisinin ırzına Z.'nin yardımı ile N. tarafından geçildiğini açıklamış ve bu aşamadan sonraki 27.07.1979 tarihli dilekçesinde sanık K. tarafından ırzına geçildiğini ilk soruşturmada da bu defa iddiasını kısmen değiştirerek olay günü sabahı kendisini hayvan damına getiren sanık K.in zorla ve iki sefer ırzına geçtiğini ve duruşmada ise ilk soruşturmadaki anlatımlarının doğru olduğunu söylemiştir.
Mahkumiyet kararında adı geçen mağdurenin annesi Zarif hazırlık soruşturmasındaki 25.06.1979 günlü ifadesinde; olay günü 18-19 suları çeşmeden su almaya giden kızı mağdurenin dışardan sesini duyduğunu, baktığında fistanı yırtılmış durumda ağlayarak önde kızının, arkasından da N.'in hayvan damından çıktıklarını gördüğünü, mağdurenin yanına varıp sorduğunda, sanık N.'in damın içinde zorla ırzına geçtiğini söylemiş olduğunu bildirmiş C. Savcısınca saptanan 28.06.1979 günlü tutanakta ise; kızı mağdurenin saat 9 suları eve gelerek Z. ile N.'in kendisini zorla kaçırarak, N. tarafından zorla ırzına geçildiğini anlattığını, baktığında sanık N.'i evine giderken gördüğünü beyan etmiş; ilk soruşturmada da kızının olay sabahı eve ağlayarak gelip N. tarafından zarla ırzına gedildiğini anlattığını ve dışarı baktığında N.'i kendi evine doğru giderken gördüğünü, aradan iki gün geçtikten sonra kızının bu defa ırzına geçenin N. değil sanık K. olduğunu, korktuğundan N.'in adını verdiğini söylediğini açıklamış, Türkçe bilmemesi nedeniyle duruşmada yeminsiz tercüman aracılığı ile dinlenen bu tanık, olay günü öğle suları kızının üstü başı yırtık ağlayarak eve geldiğini, o sıra dışarıda sanık N.'i gördüğünü, mağdurenin önce bir şey demediğini, ertesi gün sanık K.'in 'kendisinin ırzına geçtiğini anlattığını, eski ifadelerinin şimdikine uygun düşmeyen kısımlarının kabul etmediğini söylemiş ve 25.09.1980 günlü oturumda Türkçe 'bilmeyen bu tanık tercüman aracılığı ile olduğu gösterilmeksizin yeniden dinlendiğinde diğer aşamalardaki N.'i dışarıda gördüğüne dair anlamlarının yanlış ve şuur dışı olduğunu ve fakat kızının ilk günü N.'in ikinci günü ise sanık K.'in adını verdiğini açıklamıştır.
Mağdurenin babası Halil ise genellikle mağdurenin aşamalardaki anlatmaları doğrultusunda beyanlarda bulunmuştur.
Sanık aşamalarda suçu kabul etmemiş ve tarla anlaşmazlığı nedeniyle kendisine müdahil ve ailesi tarafından iftira edildiğini, olay tarihlerin de köyde bulunmadığını savunmuş ve bu hususta dinlenen tanıklar da savunmayı doğrular şekilde şahadette bulunmuşlarsa da karar yerinde gerek bu savunma ve gerek savunma tanıklarının anlatımlarının kabule şayan görülmediği açıklanmıştır.
Mağdurenin ırzına geçilip kızlığının yeni bozulduğu doktor raporu ile anlaşılmıştır.
Yukarda ayrıntıları açıklanan iddia ve tanık Z.'nin anlatımları tüm olarak gerek suçun faili, gerek suçun işlendiği zaman ve gerekse ırza geçmenin adedi bakımlarından çelişkili bulunduğu ve bu nedenle de inandırıcı hiçbir nitelik taşımadığı nazara alınmayarak mağdurenin iddialarının suç failinin sanık K. olduğuna ilişkin kısımlarının samimiyetine, annesi tanık Z.'nin aşamalardaki yine çelişkili anlatımlarından sadece sanık K.'in aleyhine olanların doğruluğuna yer verilmek ve firari olup beraatına karar verilen sanık N.'in son soruşturma sırasında kendiliğinden duruşmaya gelmiş olmasının suçsuz kişilerin davranışı olarak nitelendirilerek suretiyle sanığın mahkumiyetine karar verilmesi,
2- Hükümde anlatımları sübut delili olarak gösterilen tanık Z.'nin Türkçe bilmemesinden dolayı 27.03.1980 günlü oturumda tercüman olarak tayin edilen, mahkeme mübaşiri Hasan'a yemin verilmemesi ve aynı tanık 9.10.1980 günlü oturumda yeniden dinlenirken tercümanın hazır bulundurulduğunun tutanakta gösterilmemesi.
Sonuç: Usul ve yasaya aykırı ve sanık vekilinin sübuta ait temyiz itirazları ile duruşmalı inceleme sonradaki savunmaları bu itibarla yerinde olduğundan hükmün tebliğname ve mütalaa gibi CMUK. nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, depo parasının geri verilmesine, bozma nedenine göre sanığın TAHLİYESİNE ve başka bir suçtan dolayı hükümlü veya tutuklu bulunmadığı takdirde derhal salıverilmesinin mahalline telle bildirilmesi için C. Başsavcılığı'na müzekkere yazılmasına 04.02.1981 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy