(765 S. K. m. 59, 209, 211, 219)
Dava: Cebri irtikap suçundan sanık Hakan'ın yapılan yargılaması sonunda; TCK.nın 209/1, 219/3-son, 59. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay ağır hapis cezasıyla mahkumiyetine, memuriyetten müebbeten mahrumiyetine dair Elbistan Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 11.5.1999 gün ve 1998/47 Esas, 1999/52 Karar sayılı hükmün süresi içinde duruşmalı olarak Yargıtayca incelenmesi sanık vekili tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle 27.9.2000 Çarşamba saat 14.00 duruşma günü tayin olunarak sanık vekiline davetiye gönderilmişti.
Belli günde Hakimler duruşma salonunda toplanarak Yargıtay C.Savcılarından Nusret hazır olduğu halde oturum açıldı.
Yapılan tebligat üzerine dosyadaki vekaletnameye dayanarak sanık adına gelen Avukat huzura alınarak duruşmaya başlandı.
Duruşma isteğinin süresinde ve yerinde olduğu anlaşıldıktan sonra uygun görülen talep ve mütalaa dairesinde sanık hakkında DURUŞMALI inceleme yapılmasına oybirliği ile karar verilerek tefhim olunduktan sonra işin açıklanmasına dair raportör tarafından düzenlenen rapor okundu.
Raportör rapora ilave edecek bir cihet bulunmadığını bildirdi.
Sanık vekili temyiz layihasını açıklayarak savunmada bulunup müvekkili hakkındaki hükmün bozulmasını istedi.
Yargıtay C.Savcısı tebliğname içeriğini tekrar etti.
Son sözü sorulan sanık vekili savunmasına ilave edecek bir cihet bulunmadığını bildirmekle dosya incelenerek karar verilip tefhim olunmak üzere duruşma 11.10.2000 Çarşamba saat 14.00'e bırakılmıştı.
Belli günde oturum açıldı. Dava evrakı incelenip gereği görüşülmüş olduğundan aşağıda yazılı karar ittihaz olundu.
Karar: Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
TCK.nın 209/1. maddesinde yer alan cebri irtikap, memurun sıfatını veya görevini kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına haksız olarak para verilmesine veya sair menfaatler sağlanılmasına veya vaadde bulunmasına bir kimsenin zorlanmasıdır.
Maddede yer alan cebir, manevi cebir olup belirli bir şiddete ulaşması, ciddi olması, mağdurun baskısının etkisinden kolaylıkla kurtulma olanağının bulunmaması gereklidir. Sanığın yasadışı istekleri mağdur tarafından bilinmekte, ancak zorlama nedeniyle faile çıkar sağlanmaktadır. İrtikapta icbarın muayyen bir şiddete ulaşması uygulanan manevi cebrin icbar derecesinde olup olmadığının saptanması gerekmektedir.
Oluşu mahkemece de kabul edilen olayımızda, esasen sanığa başvurunun yapıldığında müşteki ve eşinde doğum süresinin geçmiş olmasından doğan endişe ve korku mevcuttur. Ancak sözü edilen bu duygu sanık tarafından geliştirilmiş olmayıp, öncesinde var olan bir kaygıdır. Sanık tarafından gerçekleştirilen yoğunlaşmış manevi cebirden söz edebilmek için geciken doğum nedeniyle müstakbel anneye acil ve zorunlu bir müdahalenin uygulanması gerekliliği, yapılmadığında bebeğin kaybedilebileceği, annenin dahi sağlığında ciddi sorunlarla karşılaşılacağı yönünde baskı kurulmak, kendisine çıkar sağlamaya yönelik etkin bir zorlamada bulunulmasıdır. Oysa tanıklar Sadettin ile hastahane görevlisi hemşirenin anlatımlarından anlaşıldığı üzere kendisine sezeryan uygulaması isteyen Aslı'ya doğum kayıtlarında baş pelvis uyumsuzluğu olarak şerhedilecek olan rahim ağzının küçük olması nedeniyle sezeryan önerilmiş ve uygulanmıştır. Aciliyet olmadığından da 2 gün sonrasına randevu verilmiştir. Bu haliyle eylemde icbar boyutuna ulaşılmış bir zorlamadan sözedilemeyecektir. Ancak görevi gereği yapmaya mecbur olduğu operasyonu yapmak için sanığın bıçak parası istediğinde müştekinin yeşil kartlı olduğundan ameliyatın ücretsiz yapılmasını düşünerek bu parayı vermeye rıza göstermemiş, durumu yetkili makamlara bildirerek ortaya çıkarılmasını sağlamıştır. Sonraki aşamalarda sanığın yakalanmasına yönelik kurulan tertip gereğince tuzak paraların bir bölümünün muayenehanede, kalan kısmın da doğum sonrası hastahanede sanığa verilip, sanığın da kabulü şeklinde gelişen olayda icbar söz konusu olmadığı gibi, sanığın teklifinin müşteki tarafından kabul edilmemesi nedeniyle de rüşvet anlaşması da tamamlanmadığı, böylece eylemin rüşvet almaya eksik teşebbüs niteliğinde kaldığı gözetilmeden, dosya içeriğine ve oluşa uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması,
Sonuç: Kanuna aykırı, sanık vekilinin temyiz itirazları ile duruşmada ileri sürdüğü sözlü savunmaları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 11.10.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy