(765 S. K. m. 202, 219, 228)
Dava: Zimmetine para geçirmekten sanık Ali Cavbeni'nin yapılan yargılaması sonunda; TCK.nun 202/2-4, 80, 59 ve 219/son. maddeleri gereğince 11 yıl 8 ay ağır hapis, 83.330.977.500 lira ağır para cezasıyla mahkumiyetine, memuriyetten sürekli yasaklanmasına, zararın ödettirilmesine dair Muğla Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 13.9.2000 gün ve 2000/246 Esas, 2000/337 Karar sayılı hükmün süresi içinde duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi sanık vekili tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C. Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle 21.2.2001 Çarşamba saat 14.00 duruşma günü tayin olunarak sanık vekiline davetiye gönderilmişti.
Belli günde hakimler duruşma salonunda toplanarak Yargıtay C. Savcılarından Nusret Güngör hazır olduğu halde oturum açıldı.
Yapılan tebligat üzerine dosyadaki vekaletnameye dayanarak sanık adına gelen Avukat Fatma Gülay Güner huzura alınarak duruşmaya başlandı.
Duruşma isteğinin süresinde ve yerinde olduğu anlaşıldıktan sonra uygun görülen talep ve mütalaa dairesinde sanık hakkında (DURUŞMALI) inceleme yapılmasına oybirliğiyle karar verilerek tefhim olunduktan sonra işin açıklanmasına dair raportör üye tarafından düzenlenen rapor okundu.
Raportör Üye rapora ilave edecek bir cihet bulunmadığını bildirdi.
Sanık vekili temyiz layihasını açıklayarak savunmada bulunup müvekkili hakkındaki hükmün BOZULMASINI, istedi.
Yargıtay C. Savcısı tebliğname içeriğini tekrar etti.
Son sözü sorulan sanık vekili savunmasına ilave edecek bir cihet bulunmadığını bildirmekle dosya incelenerek karar verilip tefhim olunmak üzere duruşma 14.3.2001 Çarşamba saat 14.00'e bırakılmıştı.
Belli günde oturum açıldı. Dava evrakı incelenip gereği görüşülmüş olduğundan aşağıda yazılı karar ittihaz olundu.
Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin tahkikat neticelerine uygun olarak tecelli eden kanaat ve takdirine, tetkik olunan dosya münderecatına göre sanık vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Bir daire mutemedinin zimmet suçunun oluşabilmesi için paraların kendisine görevinin normal fonksiyonu gereği ve kanuna uygun olarak tevdi edilmiş bulunması zorunludur. Gerçek olmayan veya kanuna uygun olmayan belgeler kullanarak elde ettiği paralar yönünden mutemedin görevinin gereği bir sorumluluğundan bahsedilemez.
Hal böyle olunca; kendisine kanuna uygun olmayan şekilde ödeme yapılmasına olanak sağlayan belgelerin aldatıcı nitelikte ise evrakta sahtekarlık, aksi halde ise görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacağı nazara alındığında;
Olayımızda sanığın mutemetlik sıfatından yararlanarak askerlik ücretsiz izin ve naklen atama ile görevlerinden ayrılmış bu sebeple maaş tahakkuk ettirilmemesi gereken personeli mal müdürlüğüne ibraz edilen ve nakit verile emirlerine bağlanan maaş bordrolarına dahil ettiği ilçe emniyet müdürlüğünde kalan bordrolarda ise bu personelin yer almadığı böylece her iki bordro arasında maaş tutarları ve personel sayılarının farklı bulunması, bankaya gönderilen maaş listelerindeki tahakkuk memuruna ait tasdik imzasının sahte olarak atılması nedeniyle iğfal yeteneğini de taşıdığı açıkça anlaşılan bu belgeler ile sağlaması şeklindeki kabul edilen oluşun zimmet değil müteselsil sahtecilik suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi,
Sonuç: Kanuna aykırı, sanık vekilinin temyiz itirazları ile duruşmalı inceleme sırasındaki savunmaları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı istem gibi CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 14.3.2001 tarihinde oyçokluğu ile karar verilerek Yargıtay C. Savcılarından Nusret Güngör hazır olduğu halde sanık vekilinin gıyabında tefhim olundu.
KARŞI OY YAZISI:
Sanık mutemedin, görevi ve yetkisi bulunmadığı halde diğer görevlilerin imzalarının taklit ederek oluşturduğu resmi nitelikteki belgelerle çektiği paraları mal edindiği anlaşılmaktadır.
Sanığın belgelerle ilgili eylemlerinin resmi belgelerde müteselsilen sahtecilik suçunu oluşturduğu hususunda anlaşmazlık yoktur. Anlaşmazlık bu tür belgeleri düzenledikten sonra bunları kullanarak elde edilen paraların mal edinilmesinin veya elde edilmesinin sahtecilik suçu içinde değerlendirilip değerlendirilmeyeceği veya ayrıca bir başka suç oluşturup oluşturamayacağı konusundadır.
Bilindiği üzere resmi belgelerde suç, düzenlemenin tamamlanmasıyla oluşur ve tamamlanır. Özel belgelerde olduğu gibi belgeyi kullanmanın suçun oluşmasına ve tamamlanmasına etkisi yoktur. Resmi belge düzenlenip tamamlandığı anda suç da oluşup tamamlandığına göre, bundan sonra aynı belgenin kullanılarak çıkar sağlanması ve yasaya aykırı başka sonuçlar elde edilmesi bir başka suç oluşturacaktır.
İnceleme konusu olayda sanık mutemet, diğer görevlilerin imzalarını taklit ederek resmi belgeler meydana getirdiği anda sahtecilik suçunu işlemiştir. Bu belgelerle çıkar sağlaması veya sağlamaması sonuca etkili değildir. Sahtecilik suçlarından söz konusu edilen zarar maddi zarar değil, hukuki konuları olan kamu güveninin zarar görmesinden kaynaklanan başka nitelikteki zararlardır.
Sahte resmi belgeler kullanılarak elde edilen çıkarlar nedeniyle sanık ayrıca dolandırıcılık suçunu işlemiştir. Zira sahte belgeler, kandırıcı nitelikte olup anılan suçun desise unsurunu oluşturmaktadırlar. Bu yüzden, çoğunluk görüşünde ifade olunan, haksız çıkar sağlamış olmanın sahtecilik oluşturacağına ilişkin açıklama, sahtecilik suçlarının unsurlarına ve oluşumuna uygun değildir. Resmi belge kullanılarak elde edilen çıkarlar, olayımızda ayrıca TCK.nun 504/7. maddeye uyar nitelikte bir dolandırıcılık suçu oluşturmaktadır.
Açıkladığım nedenlerle sanığın sağladığı çıkarların sahtecilik suçu içerisinde kabulü ve değerlendirilmesi mümkün olmadığı ve ayrıca nitelikli dolandırıcılık cürmünü oluşturduğu görüşüyle çoğunluğun görüşüne bu yönden katılamıyorum. 14.3.2001 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy