(765 S. K. m. 71, 80, 102, 104, 415)
Dava: Irza geçmekten sanık A.'in yapılan yargılaması sonunda; eylem ırz ve namusa tasaddi niteliğinde görüldüğünden TCK.nun 415/1, (3 Kez), 417, 80, 71. maddeleri gereğince 9 yıl 18 ay hapis cezasıyla mahkumiyetine, hakkında 31. maddenin tatbikine dair Bakırköy 3.Ağır Ceza Mahkemesi'nden verilen 1.11.2000 gün ve 1999/330 Esas, 2000/455 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtayca incelenmesi sanık tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Yapılan yargılamaya, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerekçe ve takdire göre temyiz itirazlarının reddiyle Sanık A.'in öz kızları olan mağdureler H. ve T.'ya yönelik müteselsilen ırza tasaddi suçundan kurulan, usul ve kanuna uygun olan mahkumiyet hükmünün ONANMASINA,
Sanığın mağdure Z.'e yönelik ırza tasaddi eylemine ilişkin bulunan hükme yönelik incelemede;
Oluş ve kabule göre rızaya dayalı olarak gerçekleşen tasaddi eylemlerinin mağdurenin 15 yaşını ikmal ettiği 13.2.1993 tarihine kadar suç teşkil ettiği halde sanık hakkındaki ilk şikayet ve takibatın 11.6.1999 tarihinde yapıldığı, bu suretle TCK.nun 102/4. maddesinde öngörülen 5 senelik asli dava zamanaşımının gerçekleştiği ve aynı süre içinde TCK.nun 104. maddesine göre zamanaşımını kesen herhangi bir muamele de bulunmadığı gözetilerek mağdure Z.e yönelik tasaddi suçundan açılmış kamu davasının ortadan kaldırılması yerine yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,
Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden CMUK.nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ORTADAN KALDIRILMASINA, 25.1.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
KARŞI OY
Sanık, her üç kızına ayrı ayrı ve birbirlerinden habersiz olarak zorla tasaddide bulunmuştur. Zor bazen doğrudan maddi zor biçiminde genellikle de manevi zor ortamında gerçekleştirilmiştir.
Sanık, kızları 10 yaşlarını geçtikten ve serpilmelerinden sonra tasaddi eylemlerine başlayıp sürdürmüştür. Eylemlerin başlangıç tarihi kesin olarak belli değil ise de; H. İlkokul 3-4, T. 1997den beri tasaddiye maruz kaldığını bildirdiği halde bu yolda araştırma yapılmayarak mefruz ve cebir değerlendirilmesi de yapılmamıştır.
Sanık, çalışmayan sık sık sarhoş olan karı ve çoçuklarının kazandıklarını harcayan karısını çoçuklarını sürekli döven bir tutum içindedir. Bu tavırlarının yanında, her üç kızına karşı ayrıca tehditlerle eylemlerini sürdürmüştür. Üstelik C.Savcılığına verdiği 12.6.1999 günlü ifadesinde Z.'inin karşı koymasından söz etmiştir.
Maddi ve manevi cebirlerin oluşturduğu ortam nedeniyle mağdure kızlar, bazen yatakta uyurken bazen odalarında iken babalarının saldırılarına uğramışlardır. Açıklanan zor, baskı ve korku ortamında mağdurelerin hem babalarını suçlayarak ortaya çıkamamaları hemde kalp hastası olan annelerine zarar gelmemesi düşüncesiyle, annelerine dahi açıklamaktan kaçınmaları rızanın bulunduğunu göstermez.
Mağdureler, diğer kardeşlerine yapılan saldırılardan habersizdirler. Eğer rızaları olsaydı o zamana kadar kimsenin bilmediği durumu özellikle H. ile Z.'in açıklamasının izahı yoktur. Zira en küçükleri olan T. o gün babasına karşı gösterdiği olumsuz tavır üzerine durumu anlamak üzere kardeşini sıkıştıran annesine açıklamada bulunmuştur. Diğerlerinin o anda kendiliklerinden yaptıkları açıklamaları samimi kabul etmek gerekir.
Mağdure beyanları dışında delil olmayan davada beyanları sübut bakımından doğru ve samimi kabul ederken, zor unsuru bakımından doğru görmemek için neden yoktur.
Açıklanan nedenlerle her üç mağdureye karşı işlenen eylemlerin maddi ve manevi cebir altında işlendiği kanaatinde olduğumdan mağdureler H. ile T. için TCK.nın 415/2. madde bakımından eleştiri koyarak onama kararı vermek;
Mağdure Z.'e karşı işlenen eylemin de TCK.nın 415/2. maddeye uyar nitelikte olduğu belirtilip bu eleştiri ile onamak yerine;
H. ile T.ya karşı eylemlerden kurulan hükümlerin Onanmasına, Z.e karşı eylemden kurulan hükmün bozulmasına dair sayın çoğunluk görüşlerine katılamıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy