(765 S. K. m. 102, 104, 107, 416, 423, 434) (1412 S. K. m. 253) (YCGK. 16.04.2002 T. 2002/5-106 E. 2002/232 K.)
Dava: Reşit olmayan mağdureyle rızasıyla cinsi münasebette bulunmaktan sanık Medet Biçer'in yapılan yargılanması sonunda; mahkumiyetine dair Amasya Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 5.6.2001 gün ve 1998/339 Esas, 2001/294 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi sanık tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C. Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelendi.
Karar: Oluşa ve kabule göre, TCK. nun 416/son maddesinde yazılı reşit olmayan kimseyi rızasıyla kaçırıp alıkoymak suçunun TCK. nun 102/4 ve 104/2. maddelerinde belirtilen 7 yıl 6 aylık zamanaşımına tabi olduğu ve suç tarihinden inceleme tarihine kadar da bu sürenin dolmuş bulunduğunun anlaşılması karşısında, sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılması lüzumu;
Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden CMUK. nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle Ortadan Kaldırılmasına, 28.04.2003 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
TCY. nın 434. madde uyarınca, yapılan evlenme üzerine verilen erteleme kararlarının bir durma nedeni oluşturmadığı şeklindeki görüş YCGK. nun 16.04.2002 tarih 5/106-232 sayılı kararı ile tekrar edilmiş, uygulamanın bu paraleldeki kararlarına da değinilmiştir. Maddenin düzenlenme amacını gözettiğimizde ve davanın yürüme/yürüyebilme olanağını düşündüğümüzde burada bir durma nedeninin bulunduğu sonucuna varılması gerekmektedir. Görüşümüzü iki ana noktada toplamak mümkündür.
1- Kamu davasının ertelenmesi ile güdülen amaç, ertelemeden başlayan, asıl suçun bağlı olduğu zamanaşımı kadar bir sürede evliliğin sürmesi ve sanığın haksız, mahkum olacağını anladığı anda evlenmeyi yapacak, zamanaşımının işlediği, kesilmeyip, durmadığı kabul edildiğinde de bu süresinin dolduğunu anladığı anda haksız boşanmayı göze alabilecektir. Üstelik bu durum, zamanaşımı dolmadan ortaya çıksa bile, davanın yeniden ele alınması ve kesinleşmesi için gerekecek zaman ve süreler dikkate alınarak yaratılabilecektir. Yasanın veya yasa koyucunun amacı bu değildir.
Örneğin, zamanaşımının dolması için 1 yıl kaldığını ve evlenmenin yapılamasıyla davanın ertelendiğini düşünelim. Evlenmenin dava zamanaşımını durduran etkisi kabul edilmezse, sanık evlenme akdi yapılar yapılmaz boşanmaya karar verilmesini isteyebilecek, mağdureyi terk edip fiilen boşanmaya zorlayacaktır. Boşanmanın haksızlığına rağmen yeniden ele alınan davanın görülüp karara bağlanması ve kesinleşmesi gerçekleşmeden kalan 1 yıllık zamanaşımı süresi dolacak ve bu defa davanın düşmesine karar verilmesi gerekecektir. Bu itibarla TCK. nun 434. maddesinin uygulandığı durumlarda zamanaşımının durduğunu kabul etmek gerekecektir. Örnekteki durumu çarpıcı bir hale getirmekte mümkündür. Diyelim ki, verilen karar Yargıtay'ca ele alınmak üzeredir ve zamanaşımının dolmasına birkaç gün kalmıştır. Derhal bir evlenme yapılır, dosyaya ibraz edilen evlenme kaydı üzerine dosyanın mahkemeye iade edildiğini gören ve bu arada zamanaşımının dolduğunu anlayan sanık boşanma nedenleri yaratarak haksız da olsa boşanmayı sağlar. Açıklandığı üzere böylece yasanın amacına aykırı bir sonuç doğmuş olur.
2- Buradaki tecilin CYUY. nın 253. maddesinde belirtilen nitelikte bir durma olduğunu düşünmekteyiz. TCY. nın 107. maddesindeki düzenlemenin mantığı da bizi bu sonuca götürmektedir. Özellikle, ön mesele veya bekletici mesele denilen hususları durma nedeni sayan yasamız, bu durumlarda davanın yürüyemediğini, yürümeyen davanın zamanaşımının işleyeceğini kabul etmektedir. Hatta, ön mesele veya bekletici mesele denen işlemlerin yapılamasının beklenmesi yine de bir hareket sayılabilirken, tecil kararı ile tamamen duran davanın bu durumunda zamanaşımının işleyeceğini kabul etmek Yasamızın sistemi bakımından da bir çelişki olacaktır.
Benzer durumları düzenleyen, 423, 4554 Sayılı Yasa ve 4616 Sayılı Yasanın sistemleri bir arada değerlendirilmeli ve içtihat yeniden gözden geçirilmelidir. Zira TCY.434/2. fıkrada dava ve ceza zamanaşımı sürelerinin sınırlar olarak gösterildiği, görülmektedir. Gerek 425. maddede gerekse 434. maddede sözü edilen kurum aynıdır. Farklı ifadelerle düzenlenmiş olmalarına dayanarak farklı yorumlayıp uygulamak isabetli değildir.
Zamanaşımı durmazsa, işliyor yürüyorsa kamu davası da yürüyor demektir. Aksi halde dava hareketsiz halde iken zamanaşımını işliyor saymak genel ilkelere aykırı olacaktır.
TCY. nın 423. maddedeki sistemden ayrılmak için sebep yoktur. TCY. nın 423. maddede 5 yıl denmesinin nedeni esasen o maddede yazılı suçun asli zamanaşımının 5 yıl olmasından kaynaklanmaktadır. 434. maddede farklı ifade kullanılmasının nedeni ise konu suçların bazılarının tabi oldukları zamanaşımlarının 5 yıldan fazla olmasındandır. Ayrıca, TCK. nun 423. maddesindeki nisbeten hafif suç için yapılan düzenlemenin, daha ağır suçlar için kabul edilmediğini savunabilmek mümkün değildir.
Aynı sistem 434. maddede tekrarlanmıştır. Sanığa evlenme ile bir şans verilmektedir. Evlenmenin zamanaşımını durdurmadığına dair 2002 tarihli YCGK. nun kararı da bu görüşümüze göre benimsenemez. Bu hükmün İtalyan uygulanmasına bakılmalıdır. Yoksa, gerek 423 ve gerekse 434. maddelerde amaçlanan hedeflere ulaşmayı engelleyen bir uygulama kabul edilmiş, bize göre yasaya aykırı bir değerlendirmeye gidilmiş olur.
Bizim yorumumuza göre, evlenme halinde dava zamanaşımı durur. Zamanaşımının durmadığını kabul edersek kesildiğini de kabul edemeyiz. Kabul edilen gerekçeye göre bu durum kesme nedenleri arasında da sayılmamıştır ve hiç bir şey olmamış gibi zamanaşımının işleyebileceği kabul edilmektedir.
Dava konusu olayda kamu davasının, TCK. nun 434. madde gereğince 19.12.1995 tarihinde ertelenmesine karar verilmesi ile boşanma kararının verildiği 16.4.1998 tarihleri arasında zamanaşımının durduğu kabul edilmelidir.
Açıkladığım nedenlerle zamanaşımının gerçekleştiğinin kabulü ile davanın ortadan kaldırılmasına dair çoğunluğun görüşlerine katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy