(765 S. K. m. 30, 209)
Dava: İrtikap suçundan sanıklar Ali, Erhan, Seyit ve Ali'nin yapılan yargılanmaları sonunda: eylem görevi kötüye kullanmak niteliğinde görülmekle bu suçtan mahkumiyetlerine dair ( ANKARA ) 6. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 8.7.2002 gün ve 2001/383 Esas, 2002/251 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi O Yer C.Savcısı ve sanıklar vekili tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Gerekçeli kararda ve tutanaklarda Seydahmet'in adının Seyit Ahmet olarak yazılması mahallinde düzeltilebilir yazım hatası olarak değerlendirilmiştir.
Sanıklar Ali, Erhan ve Seydahmet hakkındaki memuriyetten yoksun kılınmalarına dair cezalarına müteselsil suç hükmünün uygulanmaması ve sanıkların hapis cezalarının 2001 yılı yerine 2000 yılı yeniden değerleme oranı üzerinden paraya çevrilerek sanıklar hakkında eksik para cezasına hükmolunması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine;
Ancak;
10.2.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4806 Sayılı Yasanın 1. maddesiyle değişik TCK.nun 30/2. maddesi gereğince "bin" lira küsurlarının hesaba katılamayacağının gözetilmesi lüzumu;
Sonuç: Bozmayı gerektirmiş ise de; bu cihetin yeniden duruşma yapılmaksızın CMUK.nun 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan sanık Ali, Erhan ve Seydahmet haklarında hükmedilen 698.443.200 lira sonuç ağır para cezasının 698.443.000. liraya indirilmesi suretiyle DÜZELTİLEREK sanık Ali hakkındaki hükmün ise DOĞRUDAN ONANMASINA ), 7.7.2003 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI:
İncelenen olayda sanıkların, görevle ilgili olmadan bazı çıkarlar istedikleri, cep telefonu verilmesini sağladıkları, bazı çıkar konusu işler yaptırdıklarına dair eylemleri sabit kabul edilmiştir. Bunların görevle ilgileri olsaydı rüşvet veya görev yada sıfatın kötüye kullanılması söz konusu edilebilseydi irtikap suçlarının oluştuğu kabul edilebilecekti.
Görevini yaptıktan sonra memurun ilgili fertten çıkar sağlaması halinde rüşvet olmayacağı gibi T.C.Y.'nın 240. maddedeki suçun da oluşmayacağı görüşündeyiz. Zira, ortada kötüye kullanılan veya kullanılacak bir görev yoktur.Yapılan görev bahane edilerek, bireyden çıkar sağlanmaya çalışılması oluşa göre yağma, dolandırıcılık veya hırsızlık suçunu oluşturabilir. Öğreti de benzer görüşler vermektedir.
"Bir anlaşma yapılmadan verilen ve alınan para, yapılan ve kabul olunan menfaat vaadi rüşvet suçuna vücut vermez. Bu sebepledir ki, yapılması veya yapılmaması görev gereği olan işlem yapıldıktan ya da yapılmadıktan sonra verilen paranın alınması veya yapılan vaadin kabul olunması rüşvet suçunu oluşturmaz" ( Erman-Özek; ag.s.100 )
İşin tamamlanmasından sonra para ve sair çıkar sağlanmasının görevi kötüye kullanmak suçunu oluşturmayacağına dair düşünce genellikle benimsenmektedir. Dördüncü ceza dairesinin uygulamaları da bu yöndedir.
Anlaşma olmadan ve işin yapılmasından sonra memura verilenlerin alınıp kabul edilmesi şeklindeki eylemler, özel dairenin birçok kararında, memurun almaması gereken şeyi almasının görevi kötüye kullanma olacağı kabul edilmektedir.
Para ve sair çıkarın yapılan iş nedeniyle verilmemesinin ancak alınmaması gereken çıkarın kabul edilmesinin 240 ncı maddedeki suçu oluşturması mümkün değildir. Zira, bu maddede görevle ilgili yetkilerin kötüye kullanılması söz konusudur. Memurun işi bitirmesi halinde, yapacağı bir görev, kullanacağı bir yetki yoktur ki, çıkarın etkisi ile o yetkiyi şu yada bu şekilde yasaya aykırı olarak kullanması söz konusu bulunsun, görevin şöyle veya böyle yapılması için para ve çıkarın sağlanması zaman itibariyle ve koşullar itibariyle söz konusu olmamakla birlikte TCK.240. madde bakımından da alınan bu para ve çıkarın etkisiyle yapılacak görev, kullanılacak bir yetki de bulunmadığından sadece disiplin suçu oluşturabilecek olan bu davranışların suç oluşturmadığına dair kararlar isabetli olup, aksine kararlarda isabet yoktur.
Nitekim Devlet Memurları Kanunun 29 ncu maddesinde memurun bir tür çıkar sağlaması yasaklanmış ve yaptırımı da anılan kanunun 125 nci maddesinde disiplin cezası olarak gösterilmiştir.
Açıkladığım düşüncelerle sanıkların eylemleri DMK.nun 29 ve 125 nci maddeleri ile değerlendirilmesi gereken disiplin konusu eylemler olduğundan sanıkların eylemlerini TCK.nun 240 nci maddesine uygun gören çoğunluğun görüşlerine katılamıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy