(765 S. K. m. 36, 40, 55, 493, 522) (5237 S. K. m. 7, 31, 50, 51, 52, 116, 119, 142, 143, 145) (5395 S. K. m. 23, 24) (5252 S. K. m. 9) (1412 S. K. m. 326)
Dava: Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Karar: Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler kurulunun takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1- Sanığın eylemine uyan 765 sayılı TCY.nın 493/1, 522/1, 55/3, 40, 36. maddelerine göre, hükümden sonra 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY.nın aynı suça uyan 142/1-b, 143/1, 31/3, 50/1, 52; 116/2-4, 119/1-c, 31/3, 50, 52. maddelerinde öngörülen özgürlüğü bağlayıcı cezaların alt ve üst sınırları bakımından, sanık hakkında hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 5395 sayılı Yasanın 24. maddesinde öngörülen uzlaşma hükümlerinin uygulanması durumunda, 5237 sayılı Yasanın 7/2, 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddeleri ışığında sanık yararına olması ve 5237 sayılı Yasa hükümleri uyarınca yeniden değerlendirme ve uygulama yapılması; uzlaşma hükümlerinin uygulanamaması halinde, her iki Yasa hükümlerinin ayrı ayrı ve bir bütün olarak uygulanması sonucunda, kısa süreli özgürlüğü bağlayıcı cezanın paraya çevrilip, ertelenmesi ve ertelemenin hukuki sonuçları da gözetildiğinde 765 sayılı Yasa hükümlerinin sanık yararına olduğunun gözetilmesi zorunluluğu,
2- Kabule göre de;
a- 5237 sayılı TCK. nun 145. maddesindeki malın değerinin azlığı kavramının, 765 sayılı TCK. nun 522. maddesindeki hafif ve pek hafif ölçütleriyle her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlaması dışında benzerliği bulunmadığı, değer azlığının 5237 sayılı Yasaya özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, Yasa koyucunun amacı ile suçun işleniş biçimi ve olayın özelliği de gözetilmek suretiyle, daha çoğunu alma olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak da gerekiyorsa ceza vermekten vazgeçilebileceği ölçüde düşük miktarlar esas alınmak, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanmak koşuluyla uygulanabileceği düşünülmeden, bu maddeye sevk amacının dışında yorumlar getirilerek cezadan indirim yapılması,
b- Hükmolunan adli para cezasının 5237 sayılı TCK.'nun 51. maddesi kapsamında ertelenemeyeceğinin düşünülmemesi,
3- Suçun niteliği ile cezanın türü ve süresine göre; karar tarihinden sonra yürürlüğe giren, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 23. maddesinin değerlendirilmesi zorunluluğu,
Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanık S. ve M. savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığı ile 1412 sayılı CMUK'nun 326/son maddesi uyarınca kazanılmış hakkın korunmasına, 29.01.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy