(5237 S. K. m. 43, 241) (5271 S. K. m. 326) (YCGK 03.07.1995 T. 1995/7-207 E. 1995/236 K.)
Dava ve Karar: Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;
Katılan vekilinin yüzüne karşı verilen hükme yönelik 1412 sayılı CMUK'nın 310/1. maddesinde öngörülen bir hafta içerisinde verdiği süre tutum dilekçesinde sanıklar B. U. ve N. Ç.'ın adlarını belirtmediği, bu süre geçtikten sonra 06/05/2011 tarihinde verdiği temyiz dilekçesi ile sanıklar B. ve N. yönünden de temyiz talebinde bulunduğu anlaşılmakla bu sanıklarla ilgili vaki temyiz talebinin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 317. maddesi uyarınca REDDİYLE, incelemenin katılan vekilinin temyizi yönünden sanıklar A., H., M. ve T. haklarında suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olmak ve tefecilik suçlarından kurulan beraat, sanıklar B. ve N. müdafilerinin temyizleri yönünden ise adı geçen sanıklar haklarında tefecilik suçlarından kurulan mahkumiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
Sanıklar A., H., M. ve T. haklarında suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olmak, sanıklar M. ve T. haklarında ise tefecilik suçlarından verilen beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
Sanıklar B. ve N. haklarında tefecilik suçundan verilen mahkumiyet, diğer sanıklar A. ve H. haklarında aynı suçtan verilen beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;
Tefecilik suçunun, 765 sayılı TCK'nun yürürlükte olduğu dönemde YCGK'nın 03/07/1995 tarih ve 1995/207-236 sayılı Kararında da belirtildiği üzere birden fazla kişiye sürekli ve sistemli bir şekilde faiz karşılığı ödünç para vermek suretiyle çıkar sağlanması, başka bir anlatımla ödünç para verme işinin meslek haline dönüştürülmesi durumunda oluştuğu, suçun yaptırımının ise 2279 sayılı Yasanın 17. maddesinde düzenlendiği,
01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 241. maddesinde ise atılı suçun; Kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi
biçiminde tanımlandığı, bu düzenlemeye göre suçun oluşması için sanığın yalnızca bir kişiye ödünç para vermesi yeterli olup, bu işi meslek haline dönüştürüp dönüştürmemesinin öneminin bulunmadığı, tefecilik suçunun ekonomi, sanayi ve ticarete ilişkin suçlar folumu içerisinde yer aldığı, bu bölümün de topluma karşı suçlar kısmı içinde bulunduğu, 5237 sayılı Yasanın 43/1. maddesi, suçun mağdurunun aynı kişi olmasını suçun zorunlu unsuru haline getirmiş iken, 08/07/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanunun 6. maddesi ile anılan madde ve fıkraya eklenen Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır. hükmü ile zincirleme suçun kapsamının genişletildiği ve mağduru aynı kişi olsun ya da olmasın maddenin son fıkrasındaki istisnalar dışındaki tüm suçlarda zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün hale getirildiği, bu nedenle suçun temadi ettiğinden ve birden fazla kişiye ödünç para verilmesinin tek suç oluşturduğundan bahsedilemeyeceği, ancak suçun zincirleme olarak işlenmesinin olanaklı olduğu,
Ayrıca, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği anda suçun işlendiği kabul edilmekle birlikte 5237 sayılı Yasanın 241. maddesinde düzenlenen tefecilik suçunun maddede yazılı tipik hareketin bir kez işlenmesiyle oluşan sırf hareket suçu niteliğinde bulunduğu, bu suçun ivaz karşılığında ödünç paranın borç alana verilmesiyle tamamlandığı, suçun tamamlanması için ivazın temin edilmiş olmasının şart olmadığı, hatta ödünç olarak alınan paranın vadesinde geri ödemesinin yapılmamış olmasının da suçun oluşması üzerinde bir etkisinin bulunmadığı, 5237 sayılı Yasa ile getirilen yem düzenlemenin suçun unsurları bakımından sanıklar aleyhine olması karşısında 01 Haziran 2005 tarihi öncesi ve sonrasındaki eylemlerin ayrı değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu,
Tüm bu açıklamalar ışığında dava konusu somut olayda; sanıklar H. ve A. haklarında düzenlenen vergi inceleme raporlarında adı geçenlerin bir kısım şahıslara kazanç elde etmek amacıyla borç para verdiklerinin tespit edilmesi karşısında, raporlarda ismi geçen şahısların tanık sıfatıyla beyanlarına başvurulup, sanıklardan ivaz karşılığı borç para alıp almadıkları, almışlar ise hangi tarihlerde aldıkları, aralarında yakın akrabalık veya ticari münasebet bulunup bulunmadığı hususlarında açık ve net beyanları tespit edilmeden, diğer sanıklar B. U. ve N. Ç. haklarında ise, maddede yazılı tipik hareketin bir kez işlenmesiyle oluşan sırf hareket suçu niteliğindeki tefecilik suçunun ne şekilde 01/06/2005 tarihinden sonra işlediği ve 5237 sayılı TCK'nın sanıklar lehine olduğu açıklanmadan, tanıkların sanıklardan ivaz karşılığı aldıklarını iddia ettikleri borç para tarihleri gerekirse beyanlarına yeniden başvurulmak suretiyle kesin ve net olarak tespit edilmeden, buna göre dava zamanaşımı sürelerinin dolup dolmadığı da tartışılmadan yetersiz gerekçe ile aynı Kanunun 241. maddesi gereğince mahkumiyet kararı, sanıklar H. ve A. haklarında ise eksik inceleme ve yetersiz gereçle ile yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,
Kabule göre de;
Sanıkların değişik zamanlardaki tefecilik eylemleri nedeniyle TCK'nın 43/1. maddesi uyarınca haklarında zincirleme suç hükmünün uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
Yargılama giderlerinin her bir sanığın sebep olduğu tutar kadar ayrı ayrı yükletilmesi gerektiği gözetilmeden, eşit olarak alınmasına karar verilmesi suretiyle 5271 sayılı CMK'nın 326/2. maddesine aykırı davranılması,
Sonuç: Kanuna aykırı, katılan vekili ile sanıklar N. ve B. müdafilerin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 08.05.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy