(3194 S. K. m. 17, 18, 19) (2981 S. K. m. 10) (2709 S. K. m. 125) (3402 S. K. m. 11) (2577 S. K. m. 7) (4721 S. K. m. 1020) (818 S. K. m. 125)
Dava: Taraflar arasındaki imar uygulaması sonucu bedele dönüştürülen taşınmaza takdir edilen karşılığın artırılması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın usulden reddine dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili yönünden verilen dilekçelerle istenilmiş olmakla dosyadaki belgeler okunup iş anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, imar uygulaması sonucu bedele dönüştürülen taşınmaza takdir edilen karşılığın artırılması istemine ilişkindir.
Mahkemece taşınmazın imar uygulaması sebebiyle şuyulandırılmasından itibaren 10 yıllık zaman aşımı süresinin geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyada yapılan incelemede davacılara ait taşınmazlar imar uygulaması sonucu şuyulandırıldığı ve davacıların taşınmazlarına bedel taktir edildiği ancak, imar uygulaması sonucu şuyulandırılan ve terkin edilen taşınmazla ilgili kararın davacılara ve murislerine tebliğ edilmediği gibi herhangi bir bedel ödenmediği anlaşıldığından davacıların herhangi bir süreye tabi olmaksızın dava açma hakları bulunduğu gözetilmeden gerekçede gösterilen nedenlerle 10 yıllık zaman aşımı süresi geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verilmesi,
Doğru görülmemiştir.
Sonuç: Davacılar vekilinin temyiz itirazı yerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenle HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde ödeyene geri verilmesine 24.05.2004 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
3194 sayılı İmar Kanununun 17, 18, 19 ve 2981 sayılı İmar Affı Kanununun 10/c maddelerinde imar uygulaması nedeniyle bağımsız taşınmaz veya hisse verilmesinin mümkün olmadığı hallerde kişilerin taşınmazdaki mülkiyet haklarına karşılık bir bedel takdir edilir ve idare böylelikle imar planlarına göre parselasyon planları yapılıp 3194 sayılı Kanununun 19. maddesine göre gerekli kurulların onayından geçirdikten sonra yürürlüğe giren bu planlar 1 ay müddetle ilgili idarede asılır. Ayrıca mutat vasıtalarla duyurulur. Bu sürenin sonunda kesinleşir.
Kesinleşen parselasyon planları tescil edilmek üzere tapu dairesine gönderilir. Bu daireler ilgililerin muvafakatı aranmaksızın, sicilleri planlara göre resen tanzim ve tesis ederler.
Burada hissenin bedele dönüşmesi halinde hak sahibi kişi değeri az bulursa bu bedele itiraz eder. Hem önceki bedelin takdirinde hem de takdir edilen bu bedele itiraz halinde 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümlerine göre işlem yapılır. Ancak;
Burada yapılan işlem bir kamulaştırma işlemi değildir. İmar düzenlemesi neticesi parselasyon planlarının hazırlanmasıdır. Bu itibarla bu konularda Kamulaştırma Kanununun sadece değer biçmeye ilişkin hükümleri uygulanır. Ancak idare bu işlem için kamulaştırma yaparsa tabiatıyla 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun tüm hükümleri birlikte uygulanacaktır. Bu itibarla kamulaştırma işleminin söz konusu olmadığı hallerde Kamulaştırma Kanununun 25. maddesinin uygulanması söz konusu edilemez.
İmar düzenlemesi neticesi parselasyon planlarının yapılması idari bir işlemdir. Bu parselasyon planları bir ay müddetle ilgili dairede asılıp ayrıca mutad vasıtalarla duyurulması halinde bu sürenin sonunda kesinleşeceği 3194 sayılı İmar Kanununun 19. maddesi gereğidir. Ancak Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulu 12.02.1970 gün ve 1969/2-1 sayılı kararında; Anayasanın 114/2 (yeni 125/3) maddesinde, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinde başlayacağı hükmünü esas alarak ilan tarihinin dava açma süresine başlangıç kabul etmenin imkansız olduğunu kabul etmiştir. Yüksek Mahkemenin bu kabulü parselasyon planlarına karşı açılacak davalar ile ilgilidir.
Esasında 3402 sayılı Kadastro Kanununun 11. maddesinde kadastro tutanakları ile ilgili ilanların tebliğ hükmünde olduğu belirtildikten sonra aynı Kanununun 12/3 maddesinde bu tutanaklarda belirtilen haklara; sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten on yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamayacağı ve dava açılamayacağı kabul edildiği halde idari işlem niteliğindeki düzenlemeye karşı malikin idare mahkemesinde 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanununun 7. maddesine göre 60 gün içerisinde dava açma hakkı verilmesinin çok doğru olduğu söylenemez. Bu itibarla Danıştay'ın bu İçtihadı Birleştirme Kararı olumlu olmuştur. Ancak;
Bedele dönüştürmelerde malikin parselasyon planına düzenleme ve bedele dönüştürme işlemine bir itirazı yoktur. Malik sadece hissesine karşılık verilen bedelin az olduğu iddiasındadır. Yani talebi ayni hak niteliğinde olmayıp kişisel hak niteliğinde olan alacak istemine dönüşmüştür.
Bu durumda genel hükümlerine göre sorunun çözümlenmesi gerekmektedir.
Her şeyden evvel TMK. nun 1020 maddesine göre tapu sicili herkese açıktır. Alakası olduğunu ispat eden herkes gerekli bilgi ve belgelerin gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini isteyebilir. Kimse tapu sicilindeki bir kaydı bilmediğini ileri süremez. O halde kişi imar düzenlemesinden sonra kendisi veya murisi lehine oluşturulan tapulardan haberdar olmadığı iddiasında bulunamaz. Bedele dönüştürme tapu kayıtları ve eki şuyulandırma cetvellerinden açıkça anlaşıldığına göre artık tapu kayıt tarihinin süre başlangıcı olarak alınması gerekir.
Borçlar Kanununun 125. maddeye göre haksız eylem ve haksız iktisap dışında her türlü alacak davası muayyen istisnaların dışında kural olarak 10 yıllık zamanaşımına tabidir.
Maddi olayda da bedele dönüştürme işleminin tapuya tescilinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmuş olduğu gibi davalı idareler vekillerince süresinde usulüne uygun zamanaşımı talebinde de bulunulduğundan usul ve yasaya uygun olan mahkeme kararın onanması gerektiği düşüncesindeyim.
Bu itibarla sayın çoğunluğun yerel mahkeme hükmünün bozulması yönündeki görüşlerine iştirak edemiyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy