(3194 S. K. m. 17, 18, 19) (2981 S. K. m. 10/c) (2942 S. K. m. 25) (2709 S. K. m. 125) (334 S. K. 114) (3402 S. K. m. 11, 12) (2577 S. K. m. 7) (4721 S. K. m. 1020) (818 S. K. m. 125)
Dava: Taraflar arasındaki imar uygulaması sonucu bedele dönüştürülen taşınmaza takdir edilen karşılığın artırılması davasının reddine dair verilen yukarıda gün ve numaraları yazılı hükmün duruşmalı olarak Yargıtay'ca tetkiki davacılar vekili tarafından verilen dilekçelerle istenilmiş olmakla duruşma için belirlenen 03.05.2005 günü temyiz eden davacılar vekili Av. Mehmet Yılmaz'ın yüzüne karşı, usulüne göre çağrı kağıdı gönderilmesine rağmen gelmediğinden aleyhine temyiz edilen davalı idare vekilinin yokluğunda duruşmaya başlanarak temyiz isteminin süresinde olduğu görülüp davacılar vekilinin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra, dosyadaki kağıtlar okunarak iş anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, imar uygulaması sonucu bedele dönüştürülen taşınmaza takdir edilen karşılığın artırılması istemine ilişkindir.
Mahkemece, taşınmazın imar uygulaması yapılmasından itibaren 10 senelik zaman aşımı süresinin geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekilince temyiz edilmiştir.
Davacılara ilişkin taşınmazların imar uygulaması sonucu şuyullandırıldığı ve davacıların taşınmazlarına bedel takdir edildiği, ancak şuyulandırma işlemlerinin davacılara tebliğ edilmediği anlaşılmıştır. Bu nedenle; davacıların herhangi bir süreye tabi olmaksızın dava açma hakları bulunduğu gözetilmeden gerekçede gösterilen sebeplerle 10 senelik zaman aşımı geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verilmesi,
Doğru görülmemiştir.
Sonuç: Davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden, hükmün açıklanan sebeplerle HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz eden davacılar yararına yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca takdir edilen 400,00-YTL vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine ve peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde ödeyene iadesine 03.05.2005 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
3194 s. İmar Yasasının 17, 18, 19 ve 2981 s. İmar Affı Yasasının 10/c maddelerinde imar uygulaması sebebiyle bağımsız taşınmaz veya hisse verilmesinin mümkün olmadığı hallerde kişilerin taşınmazdaki mülkiyet haklarına karşılık bir bedel takdir edilir ve idare böylelikle imar planlarına göre parselasyon planları yapılıp 3194 s. Yasasının 19. maddesine göre gerekli kurulların onayından geçirdikten sonra yürürlüğe giren bu planlar 1 ay müddetle ilgili idarede asılır. Ayrıca mutat vasıtalarla duyurulur. Bu sürenin sonunda kesinleşir.
Kesinleşen parselasyon planları tescil edilmek üzere tapu dairesine gönderilir. Bu daireler ilgililerin muvafakatı aranmaksızın, sicilleri planlara göre resen tanzim ve tesis ederler.
Burada hissenin bedele dönüşmesi halinde hak sahibi kişi değeri az bulursa bu bedele itiraz eder. Hem önceki bedelin takdirinde hem de takdir edilen bu bedele itiraz halinde 2942 s. Kamulaştırma Yasası hükümlerine göre işlem yapılır. Ancak;
Burada yapılan işlem bir kamulaştırma işlemi değildir. İmar düzenlemesi neticesi parselasyon planlarının hazırlanmasıdır. Bu itibarla bu konularda Kamulaştırma Yasasının yalnızca değer biçmeye ait hükümleri uygulanır. Ancak idare bu işlem için kamulaştırma yaparsa tabiatıyla 2942 s. Kamulaştırma Yasasının bütün hükümleri birlikte uygulanacaktır. Bu itibarla kamulaştırma işleminin söz konusu olmadığı hallerde Kamulaştırma Yasasının 25. maddesinin uygulanması söz konusu edilemez.
İmar düzenlemesi neticesi parselasyon planlarının yapılması idari bir işlemlerdir. Bu parselasyon planları bir ay müddetle ilgili dairede asılıp ayrıca mutad vasıtalarla duyurulması halinde bu sürenin sonunda kesinleşeceği 3194 s. İmar Yasasının 19. maddesi gereğidir. Ancak Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulu 12.02.1970 tarih ve 1969/2-1 s. kararında; Anayasanın 114/2 (yeni 125/3) maddesinde, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim gününde başlayacağı hükmünü esas alarak ilan tarihinin dava açma süresine başlangıç kabul etmenin imkansız olduğunu kabul etmiştir. Yüksek Mahkemenin bu kabulü parselasyon planlarına karşı açılacak davalar ile ilgilidir.
Esasında 3402 s. Kadastro Yasasının 11. maddesinde kadastro tutanakları ile ilgili ilanların tebliğ hükmünde olduğu belirtildikten sonra aynı Yasasının 12/3 maddesinde bu tutanaklarda belirtilen haklara; sınırlandırma ve tespitlere ilişkin tutanakların kesinleştiği tarihten on yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki nedenlere dayanarak itiraz olunamayacağı ve dava açılamayacağı kabul edildiği durumda idari işlem niteliğindeki düzenlemeye karşı malikin idare mahkemesinde 2577 s. İdari Yargılama Usul Yasasının 7. maddesine göre 60 gün içinde dava açma hakkı verilmesinin çok doğru olduğu söylenemez. Bu itibarla Danıştay'ın bu İçtihadı Birleştirme Kararı olumlu olmuştur. Ancak;
Bedele dönüştürmelerde malikin parselasyon planına düzenleme ve bedele dönüştürme işlemine bir itirazı yoktur. Malik yalnızca hissesine karşılık verilen bedelin az olduğu iddiasındadır. Yani talebi ayni hak niteliğinde olmayıp kişisel hak niteliğinde olan alacak istemine dönüşmüştür.
Bu halde genel hükümlerine göre sorunun çözümlenmesi gerekmektedir.
Her şeyden evvel TMK. nun 1020. maddesine göre tapu sicili herkese açıktır. Alakası olduğunu ispat eden herkes gerekli bilgi ve belgelerin gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini isteyebilir. Kimse tapu sicilindeki bir kaydı bilmediğini ileri süremez. O durumda kişi imar düzenlemesinden sonra lehine oluşturulan tapulardan haberdar olmadığı iddiasında bulunamaz. Bedele dönüştürme tapu kayıtları ve eki şuyulandırma cetvellerinden açıkça anlaşıldığına göre artık tapu kayıt tarihinin süre başlangıcı olarak alınması gerekir.
Borçlar Yasasının 125. maddeye göre haksız eylem ve haksız iktisap dışında her türlü alacak davası muayyen istisnaların dışında kural olarak 10 senelik zamanaşımına tabidir.
Maddi olayda da bedele dönüştürme işleminin tapuya tescilinden itibaren 10 senelik zaman aşımı süresi dolmuş olduğundan ve süresinde usulüne uygun zaman aşımı talebi de bulunduğundan usul ve kanuna uygun olan mahkeme kararın onanması gerektiği düşüncesindeyim. Bu sebeple sayın çoğunluğun, kararın bozulması yönündeki görüşlerine iştirak edemiyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy