(2942 S. K. m. 11, 12)
Dava: Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda:
Davanın kabulüne dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı idare vekili yönünden verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla dosyadaki belgeler okunup iş anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı idare vekilince temyiz edilmiştir.
Mahallinde yapılan keşif sonucu, taşınmazın dava tarihindeki değerinin biçilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Ancak;
1- Kamulaştırmasız el atılan taşınmaz üzerinde kat mülkiyetine tabi bina bulunmaktadır. Bu durumda taşınmazın el atılan bölümü taşınmazdaki inşaat alanlarını etkilemediğinden tespit edilen bedelden bilirkişi kurulunca gerekçeli olarak tespit edeceği objektif değer azaltıcı unsur oranın da indirim yapılması gerektiği gözetilerek, bilirkişi kurulundan ek rapor alınmadan eksik inceleme ile fazlaya hükmedilmesi,
2- Dava konusu taşınmazın tapu maliklerinden A. Erenkaya'nın dosya içindeki veraset ilamına göre davacı N. Erenkaya dışında da mirasçılarının bulunduğu ve bunların dava açmadıkları gözönünde bulundurularak sadece N. Erenkaya'nın hissesinin bedeline hükmedilmesi gerekirken dava dışı paydaşların payını kapsar şekilde hüküm kurulması ve fazlaya hükmedilmesi,
Doğru görülmemiştir.
Sonuç: Davalı idare vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde ödeyene geri verilmesine, 15.02.2007 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY:
Kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davaları, hukuki varlığını 16.05.1956 gün ve 1/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararından alır ve bu niteliği itibariyle genel kurallara tabi tipik bir haksız fiil davalarıdır. Dava açma, yargılama usulleri, temyiz süresi vs. gibi konularda her zaman genel usul hükümleri uygulanır. Diğer bir deyişle; kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası kamulaştırma hukukuna tabi bir dava değildir. Bu nedenle bu tür davalarda 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun değerlendirme dışındaki hiçbir hükmü uygulanmaz. Dairemiz bu tür davalarda kamulaştırmasız el atılan taşınmazın değerinin en iyi şekilde tesbit edilebilmesi için Kamulaştırma Kanununun sadece değerlendirmeye ilişkin 11. ve 12. maddelerinin kıyasen uygulanmasını kabul etmiştir. Ancak; genel usul hükümlerine tabi bir davada kamulaştırmaya ilişkin davalardaki gibi özel usul hükümlerinin uygulanması kesinlikle düşünülemez.
TMK. 701 (eski 629) maddesinde ifade edilen elbirliği (iştirak) halinde mülkiyete; aralarında ortaklık bağı bulunan kişiler, bu ortaklık nedeniyle tereke konusu mala birlikte malik durumundadırlar. Bu ortaklığın herhangi bir tüzel kişiliği olmadığı gibi ortaklığa ait taşınmazlar üzerinde iştirak halindeki maliklerin paylaştırmadan önce müstakil hakları da yoktur. Mülkiyet hakkı ortakların tümüne aittir ve bölünerek kullanılamaz. Bu nedenle, iştirak halinde mülkiyette malikler paydaş değil ortaktır. MK. nun 640. (eski 581) maddesine göre mirasın geçmesiyle oluşan bu ortaklık paylaşmaya kadar devam eder. İştirak halinde mülkiyet şeklindeki miras şirketinin tüzel kişiliği olmadığından taraf olma yeteneği de yoktur ve bu husus mahkemece resen nazara alınır.
Bu durumda, TMK. nun 702/2 (eski 630/2) maddesi uyarınca kural olarak miras şirketine dahil ortakların tümünün birlikte dava açmaları esastır. Hatta bu görüşten hareketle mirasçı ortaklardan biri tarafından açılan davaya diğer mirasçıların icazet vermesi suretiyle davaya devam etmesinin mümkün olamayacağı konusunda görüşler vardır.
Ancak; HGK. nun 20.04.1983 tarih ve 1980/7-1869 Esas ve 390 Karar sayılı kararda da belirtildiği gibi bu katı kural yargısal kararlarla kısmen yumuşatılmıştır. Buna göre iştirak halindeki mirasçılardan biri tarafından açılan dava hemen red edilmeyerek öbür mirasçıların muvafakatı alınmak veya diğer mirasçılarda davaya dahil edilmek suretiyle dava açma durumundaki bu ehliyetsizlik giderilecektir.
Ayrıca, TMK. nun 644 (eski 584/a) maddesi uyarınca mirasçılardan birinin terekeye dahil bir mal üzerindeki iştirak halinde mülkiyetin müşterek mülkiyete dönüştürülmesini talep ettiği taktirde hakimin diğer mirasçılara tebliğ yaparak tayin edeceği süre içinde itirazları varsa bildirmeye davet edeceği ve iştirakin devamını haklı kılacak bir itiraz ileri sürülmediği veya mirasçılardan biri tayin edilen süre içinde taksim davası açmadığı taktirde o mal üzerindeki iştirak halinde mülkiyet müşterek mülkiyete dönüşmesine karar verebileceği hükmü nazara alındığında dava açmayan mirasçıların muvafakatları alınmak veya davaya dahil edilmek suretiyle TMK. nun 702. maddedeki tasarruf etmek için oybirliği ile karar verme yükümlülüğü yerine getirilmiş olacaktır. Bunlar mümkün olmadığında terekeye mümessil tayin ettirilerek davanın mümessil eliyle yürütülmesi gerekecektir.
Tüm bunlara rağmen genel nitelikteki kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasında iştirak halinde malikin, Kamulaştırma Kanununun 14. maddedeki hükmün kıyasen uygulanacağı benimsenerek dava açma hakkının bulunduğunun kabul edilmesi doğru değildir. Ancak;
Dava konusu taşınmaz tapuda Muris A. Söker adına kayıtlı olmasına rağmen davamızdaki davacı olarak gösterilenler dışındaki mirasçılar daha önce aynı nedenle dava açmışlar, mahkemece 27.02.2003 gün ve E: 2002/55, K: 2003/17 sayılı karar ile bir kısım davacılar açısından dava kabul edilmiş ve bu karar temyiz edildiğinde iş yoğunluğunun fazla olması ve bu husus açıkça temyiz nedeni olarak ileri sürülmemesi nedeni ile Yargıtay denetimi sırasında nazara alınmamış ve derecattan geçerek kesinleşmiştir.
Artık bu anlamda iştirak halindeki mülkiyet, kesinleşmiş mahkeme kararı ile bozulmuştur. Bundan sonra hala geride kalan ve davaya katılmayanlar bakımından iştirak halinde mülkiyet devam ediyor denilirse; parasını alanların muvafakat etmemesi halinde geride kalan paydaşların haklarına kavuşmama ihtimali ortaya çıkar ki bu durumun adil olmadığı açıktır. Bu itibarla artık mahkemece işin esasına girilip hüküm kurulması gerekirken yazılı nedenlerle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
Kararın bu gerekçe ile bozulması düşüncesinde olduğumdan, çoğunluğun bahsettiği şekilde bozma kararına iştirak edemiyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy