Tebliğname No : 6 - 2011/151546
MAHKEMESİ : Ankara 4. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 13/05/2008
NUMARASI : 2007/619 (E) ve 2008/599 (K)
SUÇ : Hırsızlık, Konut dokunulmazlığını ihlal etmek, Mala zarar vermek
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Belli bir olay ile ilgili suç işlediği izlenimini veren ve hakkında herhangi bir araştırma yapılan kişi, şüpheli statüsüne girer. Şüpheli muhakeme hak ve yetkilerine sahiptir.
Yargılanacak her uyuşmazlıkta; şüphelilik, uyuşmazlığın somut olması ve uyuşmazlığın çözümü şeklinde özellikler vardır. O halde önce olay öğrenilmelidir. Yani sübut konusunda bir hükme varılır. Sübut (veya ispat) meselesi maddi mesele olup, bu konu geçmişteki olayı zihnimizde yeniden yaratmak, yani nasıl meydana geldiğini belirlemektir. Olay belirlendikten sonra, olaya uygulanacak hukuki norm ve bunun olayın tipine uygun olup olmadığı konusunda sonuç çıkarılır. Maddi durumun tespiti, hukuki durumun tespitidir. Olayın faillerinin kim olduğu ve bunların ceza hukuku karşısındaki sorumlulukları öncelikle olayın belirlenmesi ile mümkündür.
Olay ise deliller ile öğrenilebilir. Delillerin gösterdiği objektif bakımından bir (ihtimal)’dir. Buna rağmen ihtimal belli bir dereceye gelince kanaat (kanı) olacaktır. Şüphe yerini kanaate bıraktığında ispatta aranan belirlilik ortaya çıkar. Yani belirliliğe şüphenin yenilmesi ile ulaşılır.
. Ceza Muhakemesinin asıl amacı maddi gerçeği ortaya çıkarmaktır. Maddi gerçeğe ulaştıracak araç ise delillerdir. Deliller; Sanık açıklamaları, tanık açıklamaları, sanık ve tanıktan başka kişilerin açıklamaları, kolluk, savcı ve hakim tutanakları, özel yazılı açıklamalar, görüntü ve (veya) ses kaydeden araçlarla açıklama ve belirtiler şeklinde ayrıma tabi tutulabilir. Deliller yeterince araştırılmamış veya soruşturma eksik ise bu hususlar giderilmelidir. Soruşturma evresinde toplanmamış delilleri mahkemenin toplaması gerekir. Hakimin sanık lehine ve aleyhine olan delilleri araştırıp; tam bir inanışla özgürce değerlendirerek kuşkudan arınmış bir sonuca ulaşması gerekir. Kuşkular yenilmelidir. Yani hükümde varsayıma dayalı kuşkulu kalan hususlar olmamalıdır. Maddi gerçeğin olayın bir bütünü veya parçasını temsil eden kanıtlardan ortaya çıkarılması gerekir. Bir takım varsayımlara dayanılarak karar verilmesi ceza muhakemesinin amacına kesinlikle aykırıdır. Kuşku ve çelişki yenilmeden karar verilemez. Eylem veya eylemlerin bir suç olup olmadığı belirlenmesi için eylemin önce işlenip işlenmediğinin sorunu çözülerek başlanır. Bu da kanıtların yorumu ile cevaplanacaktır. Hakim hangi kanıtı nasıl yorumladığını, yorum ile nasıl bir kanıya ulaştığını, kararının gerekçesinde göstermek zorundadır.
Gerekçedeki mantıksal kronolojik dizin ise iddia, savunma, kanıtlar, kanıtların yorumu, sabit kabul edilen eylem; ihlal edilen norm, normun yorumu ve en nihayet ulaşılan sonuç olan hüküm şeklinde olmalıdır.
Suçun işlenmesinden kısa bir süre sonra faili belirlemeyen eylemlerde, olayın görgü tanıklarının veya yakınanın ifadelerinden ve tanımlamalarından ulaşılan şüphelilerin, tereddütsüz belirlenmeleri için teşhis ve yüzleştirme işlemleri yapılır.
Teşhis, şüphelinin kimliğinin tespit edilebilmesi ve/veya şüphelinin suçun gerçek faili olup olmadığını saptamak amacıyla yapılır. O halde teşhis, öncelikle kimlik tespit etme amacına yönelir. Öte yandan teşhis aynı zamanda bir delil elde etme yöntemidir.
Yargılama bakımından önemli bir delil toplama işi olan teşhis işlemlerinin belirli bir usul çerçevesinde yapılması, söz konusu delillerin güvenilirliği bakımından önemlidir. Zira kanunda belirtilen usule uygun olarak gerçekleştirilen teşhis, hatalı deliller elde edilmesi ve bu hatalı delillere dayalı olarak hüküm tesis edilmesini engeller.
Şüphelinin teşhise tabi tutulabilmesi için gözaltına alınmış olması gerekir. Şüphelinin yakalanmış olması teşhis için yeterli değildir. Ayrıca Cumhuriyet Savcısı tarafından verilmiş bir gözaltı kararının olması gerekir. Öyleyse gözaltı kararı verilmeden yapılmış teşhis işlemleri hukuka uygun değildir.
Her şeyden önce belirtmek gerekir ki, teşhis bir "yüzleştirme" işlemi değildir. "Yüzleştirme" Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 52. maddesine göre tanıkların veya şüphelilerin çelişkili beyanlarının giderilmesi amacıyla yapılan bir işlemdir. "Teşhis" ise Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu (PVSK) Ek 6. maddeye göre gözaltına alınan kişinin suçun faili olup olmadığını belirlemek ve kimliğini tespit etmek amacıyla yapılan bir delil toplama işlemidir. Neticede her iki işlemde belirli usul kurallarına uyulmak şartıyla yapılan ceza muhakemesi işlemleridir.
Anılan Yasanın Ek 6. maddesi, Cumhuriyet savcısının talimatıyla kolluğun, olaydaki failin, gözaltına alınan şüpheli ile aynı kişi olup olmadığının belirlenmesi bakımından zorunlu olması halinde, teşhis yaptırabileceğini öngörmektedir. Maddede teşhisin bir zorunluluktan kaynaklanması gerektiği bir ön şart olarak belirtilmiş ve işlemin prosedürü ayrıntılı olarak belirlenmiştir. Buna göre, teşhise başlamadan önce yapılacak ilk iş, teşhiste bulunacak kişinin (mağdur veya tanık) faili tarif eden beyanlarının bir tutanağa bağlanmasıdır. Bununla teşhiste bulunan kişinin keyfi hareketlerinin önlenmesi amaçlanmıştır.
Teşhis işleminin gerçekleştirilmesi sırasında da uyulması gereken bir dizi kural vardır. Bunların başında teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin birden fazla ve aynı cinsten olması, aralarında yaş, boy, ağırlık, giyinme gibi görünüşe ilişkin hususlarda benzerlik bulunması gelmektedir. Teşhis için gerekli olması halinde, şüphelinin görünüşü ile ilgili gerekli değişiklikler yapılabilir. Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin her birinde, teşhis sırasında bir numara bulundurulur.
Teşhis işlemi ile ilgili önemli kurallardan birisi ise teşhiste bulunan kişi ile teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin birbirini görmemesidir.
Teşhis işlemi ile ilgili kurallar ve prosedür yukarıda sayılanlarla sınırlı değildir. Ayrıca işlemin sağlıklı olması amacıyla teşhisin en az iki kez tekrarlanması ve teşhiste bulunması istenen kişiye, şüphelinin teşhis edilecek kişiler arasında yer almıyor olabileceğinin hatırlatılması gerekmektedir. Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin, bu işlem sırasında birlikte fotoğrafları çekilerek veya görüntüleri kayda alınarak, soruşturma dosyasına konulması da gerekmektedir. Bu hususun yargılama sırasında hakim tarafından saptanıp, değerlendirilmesi gerekir.
Ayrıca sanık beyanları, tutanaklar ve tüm anlatımlar delil niteliğine haizdir. Delillerin ise bir birine eşitliği esastır. Ancak önemli olan delillerin sağlam ve güvenilir olmasıdır.
Hal böyle olunca;
Oluş ve dosya içeriğine göre; 22.09.2006 günü katılan C.. E..'un kolluktaki beyanında; apartmanın birinci katında bulunan konutuna gece saat 02.30 sıralarında salon penceresi zorlanıp açılıp girilip, dört adet değişik araca ait anahtar, ruhsat, el çantası, kimlik belgeleri, cep telefonunun alındığı sırada, adı geçen katılanın uyanması üzerine balkondan sert zemine atlayan failin aşağıda bekleyen suç arkadaşları ile birlikte, yakınana ait aracı haksız olarak ele geçirdikleri anahtar ile çalıştırıp kaçmaya çalıştıkları ancak bunu başaramayınca, aracın tekerleklerini kesip uno marka başka bir araç ile olay yerinden kaçtıklarını ifade ettiği, 10.10.2006 günü Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na sunduğu dilekçesinde suça konu cep telefonunun ilgili gsm operatöründen öğrendiği kadarı ile sanık H.. G.. tarafından kullanıldığını ileri sürmesi üzerine adı geçen sanığın kolluk tarafından karakola çağrıldığı, eylemde bir ay sonra kolluk tarafından 28.10.2006 günlü düzenlenen “teşhis tutanağı” içeriğine göre katılan C.. E..'a “dinlenme odasında gösterilen sanık H.. G..'in evinden hırsızlık yapan şahıslardan olduğunun” belirlendiği, katılanın 05.05.2007 günlü Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan ifadesinde “olay günü uyandığında failin balkondan atlayarak kaçtığını, 30-35 yaşlarında orta boylu bir erkek şahıs olduğunu, dışarı çıktığında üç kişi olduklarını karakolda gördüğü adı geçen sanığın evinde gördüğü kişi olduğuna” ilişkin beyanlarında ısrar ettiği, 20.11.2007 günlü duruşmada ise “olay günü huzurda bulunan sanığın yüzünü kesinlikle gördüğünü ve teşhis ettiğini” ifade ettiği;
Sanık H.. G.. aşamalarda alınan savunmalarında üzerine atılı suçu işlemediğini, Kızılcahamam da ikamet ettiğini, 1958 doğumlu olduğunu (suç tarihi itibari ile 48 yaşında ), 2003 yılında çalışmış olduğu Devlet Demir Yollarından geçirdiği ağır bir kaza nedeni ile malulen emekli olduğunu, suça konu cep telefonunu eylül ayı sonlarında Ankara 'da ikinci el cep telefonu alım satımının yapıldığı itfaiye meydanından 18-19 yaşlarında bulunan bir gençten 120.-TL karşılığında satın aldığını, kendi rızası ile kolluk tarafından telefon ile aranıp çağrıldığı için Ankara Emniyet Müdürlüğü hırsızlık büro amirliğine gittiğini, yanında suça konu telefonu da getirip iade ettiğini savunduğu;
İlgili gsm kayıtlarından sanığın adına kayıtlı abone numarasından 22.09.2006 günü saat 18:51 de suça konu telefon ile görüşme yapıldığının anlaşılması karşısında;
a ) Sanığın hırsızlık, mala zarar verme, geceleyin konut dokunulmazlığını bozma suçlarına katıldığına dair hükümlülüğüne yeterli, kesin, inandırıcı ve kuşkudan uzak hukuka uygun kanıt bulunmadığı, aşamalarda yapılan teşhis işlemlerinin yukarıda belirtilen usul çerçevesinde yapılmadığı gibi suçun sübutu yönünden tereddüt yarattığı, katılanın suça konu eşyaya ulaşmaktan çok suç failini bulmaya yönelik ifadelerine üstünlük tanınma gerekçelerinin gösterilmemesi, sanığın katılanın suçun failine ilişkin yeterli olmayan ve bildirdiği eşgale uymayan aşamalarda genişlettiği beyanlarının savunmanın aşamalardaki tutarlı ifadelerinden neden üstün tutularak hüküm kurulduğunun açıklanmaması,
b) Sanığın malulen emekli olduğunu yargılama sırasında ifade etmesi karşısında; bu maluliyetin derecesinin belirlenmesi için gerekli tedavi evrakları ve resmi kurumlar tarafından düzenlenen raporlar varsa bunların temini ile gerekirse olay yerinde gece zaman diliminde yapılacak keşif ile sanığın suça konu daireye pis su borularına tutunarak çıkıp çıkamayacağı ve belirtilen yükseklikten kolayca atlayarak kaçıp kaçamayacağının belirlenmesi ile katılanın olay yerinde, karanlıkta sanığı tereddütsüz bir şekilde tespit edip edemeyeceğinin mahkeme hakimi tarafından da gözlemlenip tutanağa yansıtılıp, bilirkişi raporu da düzenlendikten sonra suç vasfının tespitinin gerektiğinin düşünülmemesi,
c) Sanığın suç eşyasını ikinci el cep telefonu satımı yapılan yerden aldığını iddia etmesi karşısında; eylemin suç eşyasını kabul etme suçunu oluşturup oluşturmadığının karar yerinde tartışmasız bırakılması;
Kabul ve uygulamaya görede;
2-Geceleyin konut dokunulmazlığını bozma suçunun birden fazla kişi tarafından birlikte işlendiği anlaşılıp kabul edildiğine göre, sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 119/1-c maddesi ile cezasında arttırma yapılması gerektiğinin gözetilmemesi,
3- Suça konu telefonun kolluk tarafından karakola çağrılan sanığın isteğe bağlı olarak iade edildiğinin anlaşılması karşısında; katılana kısmi iadeye onay verip vermediği sorularak, sonucuna göre sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 168/1-4.maddesinde tanımlanan etkin pişmanlık hükmünün uygulama olanağının tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi,
4- TCK’nun 53. maddesinin 2. fıkrası uyarınca hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar aynı maddenin 1. fıkrasında öngörülen hakları kullanmaktan yoksun kılınmasına, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca da kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından, söz konusu yasaklamanın koşullu salıverilen sanık hakkında uygulanmamasına, karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde uygulama yapılması;
Bozmayı gerektirmiş, sanık H.. G.. ve savunmanının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle kısmen tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK.nın 326/son maddesi gereğince ceza süresi bakımından sanığın kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, 04.03.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy