Tebliğname No : 6 - 2009/87079
MAHKEMESİ : İstanbul 49. Asliye Ceza Mahkemesi (Kapatılan Eyüp 3. Asliye Ceza Mahkemesi)
TARİHİ : 13/03/2007
NUMARASI : 2005/1019 (E) ve 2007/181 (K)
SUÇ : Hırsızlık
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Savunma hakkının sınırlandırılamayacağı temel ilke olmakla birlikte, savunma hakkının sınırlandığından söz edebilmek için, savunmanın hükmü etkileyecek nitelik taşıması ve yargılaması yapılan fiile ilişkin olması gerekir. 5271 sayılı CYY’nın 226. maddesi; yargılaması yapılan ve iddianamede yasal unsurları gösterilen suçun temas ettiği yasa maddelerinden başkasıyla mahkumiyet durumunda veya cezanın arttırılmasını gerektiren nedenlerin ilk defa duruşma sırasında ortaya çıkması hallerinde, savunma hakkının sınırlanamayacağı ilkesi uyarınca, sanığın ek savunmasını yapabilmesi için bir takım usullere uyulması yükümlülüğünü getiren özel bir düzenlemedir. Bu konuya ilişkin olarak Ceza Genel Kurulunun 29.12.1998 gün ve 321–393 sayılı kararında; “iddianamede gösterilen eylemin hukuki niteliğinin değişmesi ya da cezanın artırılmasını gerektiren hallerin, ilk defa duruşma sırasında ileri sürülmesi halinde, sanık veya müdafisine ek savunma hakkı verilmeden, sanığın iddianamede gösterilen suçun temas ettiği kanun hükmünden başkasıyla cezalandırılamayacağı” sonucuna ulaşılmıştır.
Değer azlığı 5237 sayılı TCY’nın 145/1. maddesinde; “Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir” şeklinde düzenlenmiş olup, madde ile hırsızlık suçlarına konu değerin azlığı nedeniyle yargıca, cezada indirim yapma veya ceza vermeme yönünde, geniş bir takdir yetkisi tanınmıştır.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince;
Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığınca hırsızlık suçundan düzenlenen iddianamede, sanıklar hakkında TCY’nın 145. maddesinin de uygulanması istenmiş, atılı suç ve sevk maddeleri uyarınca savunmalarını yapan sanıkların, TCK'nın 142/1-b, 143, 35/2, 62, 53, 51. maddeleri uyarınca yasal unsurları gösterilen hırsızlık suçundan cezalandırılmalarına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme; iddianamede değinilmiş olan suç konusunun miktar ve değerini, sanıkların eylemi gerçekleştirme biçimini değerlendirerek uygulama şartları gerçekleşmediği için 5237 sayılı TCY’nın 145. maddesini uygulamamıştır. Bir başka deyişle sanığın cezasının artırılmasını gerektiren bir durum ilk kez duruşmada ortaya çıkmamıştır. Sanıkların iddianamedeki anlatım ile 145. maddenin uygulanmama ihtimalini kovuşturma aşamasının her safhasında değerlendirip bu yönde bir savunma yapmaları imkanı kısıtlanmamıştır. Kaldı ki; düzenlenen iddianamede yanılgı ile sanıklar hakkında uygulanması istenen bir indirim hükmünün, sanıklar aleyhine olacak şekilde uygulanmaması, sanıklara ek savunma hakkı verilmesini gerektirmeyecektir.
Ceza Genel Kurulunun 30.09.1991 gün ve 225-241 ile 05.11.1990 gün ve 221-253 sayılı kararları da bu doğrultuda olup, anılan kararlarda; “suç tarihinde 18 yaşını bitirdiği saptanan sanık hakkında aleyhine düzenlenen iddianamede zuhulen TCK’nın 55/3. maddesinin istenilmiş olması kendisine CMUK.nun 258. maddesi uyarınca ek savunma verilmesini gerektirmediği” hükmüne varılmıştır.
Yukarıda da belirtildiği üzere sanıklar, mahkemece TCK'nın 145. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı yönünden duruşmanın başından beri savunma yapma olanağına sahip olmuşlardır. Sanıklar hakkında uygulanmayan norm, iddianamede gösterilen eylemin hukuki niteliğini değiştirmemekte ya da cezanın artırılmasını gerektiren hal olarak ilk defa duruşmada ortaya çıkmamaktadır. Dolayısıyla savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmayıp, sanıklar hakkında 5237 sayılı TCY'nın 145. maddenin uygulanmaması nedeniyle ayrıca ek savunma hakkı vermeyen yerel mahkeme hükmünde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, tebliğnamedeki bozma isteyen düşünce benimsenmemiştir.
Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimin takdirine göre; suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1) Suçun niteliği, cezanın türü ve süresine göre; hükümden sonra 08.02.2008 tarih ve 26781 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunun Geçici madde 1/1. fıkrası yollamasıyla, aynı Kanunun 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nın 231/5-14. madde ve fıkraları gereğince, sanıkların hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu,
2) Suçta kullanıldığı tespit edilen ve E.. E..Defteri'nin 2005/1292 sırasında kayıtlı eşyanın, 5237 sayılı TCK’nın 54. maddesi uyarınca zoralımına karar verilmemesi,
3) Sanıklar hakkında hükmedilen cezanın, kısa süreli hapis cezası olması sebebiyle 5237 sayılı TCK'nın 53/4. maddesi uyarınca, adı geçen Yasanın 53/1. maddesinde düzenlenen hak yoksunluklarına karar verilemeyeceği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
4) Yargılama giderlerinin her bir sanığın sebep olduğu tutar kadar ayrı ayrı yükletilmesi gerektiği gözetilmeden, “2 adet tebligat gideri 8 TL’nin sanıktan tahsiline” ve “Yargılama gideri olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına” yazılması suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 326/2. maddesine aykırı davranılması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar S.. Y.. ve M.. S.. savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme uygun olarak BOZULMASINA, 11.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy