MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ: Yağma
HÜKÜM: Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Mahkemenin 08/11/2007 tarih, 2007/236 Esas – 2007/422 Karar sayılı hükmü ile “sanığın, 5237 sayılı TCK’nın 37. maddesi delaletiyle TCK 149/1-c ve 62 maddeleri gereğince neticeten 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına” dair kararının, O Yer Cumhuriyet Savcısı ve sanık savunmanı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 21.01.2009 tarih 2008/5578 Esas, 2009/174 Karar sayılı ilamı ile “… yakınanın 24.09.2007 tarihli duruşmada yargılaması ayrı yürütülen diğer sanık ...’ın ailesi tarafından dava açılmadan önce telefonun bedelinin ödendiğinin bildirilmesi karşısında 5237 sayılı TCK’nın 168/3. maddesinin uygulanma koşullarının oluştuğu gözetilmeden yazılı gerekçe ile hüküm kurulmasının bozmayı gerektirdiği….” gerekçesi ile kararın bozulduğu,
Uyulan bozma sonrası Mahkemenin, 22/04/2009 tarihli karar duruşmasında, sanık hakkında; 5237 sayılı TCK’nın 149/1-c, 168/3, 62. maddeleri ile uygulama yaparak neticeten, 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, ancak gerekçeli kararın yazımı sırasında, gerekçe içeriğinde 5237 sayılı TCK’nın 168/3. maddesinin tatbik edildiği belirtilmesine karşın, hüküm kısmına 8 yıl 4 ay hapis cezasına dair eski uygulamanın yazıldığı, temyiz edilmeksizin 30/06/2009 tarihinde kesinleştiği belirtilen bu gerekçeli karardaki yanlışlığın, hükmün infazı için Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildiğinde farkına varılarak, Mahkemenin 16/07/2009 tarihli ek kararı ile hükmün infazının durdurularak, kanun yararına bozma yoluna gidilmesi için ihbarda bulunulan ... Cumhuriyet Başsavcılığınca, dosyanın, kanun yararına bozma yoluna gidilmesi gerektiğine dair 30/07/2009 tarihli görüşüyle Adalet Bakanlığı, Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne gönderildiği, Genel Müdürlüğün, 02/03/2010 tarihli yazısı ile “hükmün kesinleşmediğinden bahisle kanun yararına bozma yoluna gidilmediği” bildirilerek dosyanın iade edilmesi üzerine, Mahkemece, Cumhuriyet Savcısının talebinin temyiz niteliğinde olduğu kabul edilerek dosyanın Yargıtay'a gönderildiği anlaşılmakla birlikte;
22.04.2009 tarihli oturumda sanığın ve savunmanının yüzlerine karşı açıklanan kısa kararda, temyiz süresinin başlangıcı gösterilmemiş ise de; Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 27.12.2011 gün ve 377-301 ile 01.02.2011 gün ve 244-14 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararı doğrultusunda, mesleği avukatlık olan sanık savunmanının temyiz süresinin başlangıç tarihini bilecek konumda olduğu ve bu nedenle yasa yolu açıklamasının T.C.Anayasası’nın 40/2, 5271 sayılı CMK’nın 34/2, 231/2, 232/6 ve 291. maddelerinde öngörülen biçim ve yönteme uygun yapıldığı kabul edildiğinden; kaldı ki, dosya içerisinde sanık ya da savunmanının kararı temyiz ettiklerine dair bilgi ve belge bulunmadığı gibi aynı şekilde, Cumhuriyet Savcısının da süresi içerisinde hükmü temyiz etmediği anlaşıldığından,
Sanık hakkında kurulan 22/04/2009 tarihli hükme yönelik Cumhuriyet Savcısının temyiz mahiyetinde olduğu kabul edilen itirazının, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca isteme uygun olarak REDDİNE, bu konuda “kanun yararına bozma” başvurusunda bulunulabileceğinden dosyanın gereği yapılmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na İADESİNE, 09.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.