... (Kapatılan) 5. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 14/03/2013 gün ve 2012/5 esas, 2013/16 karar sayılı hükmün o yer Cumhuriyet Savcısı ile sanıklar ve savunmanlarının temyizi üzerine, Dairemizin 08/09/2014 gün ve 2013/25230 esas, 2014/15471 karar sayılı ilamı ile kısmen düzeltilerek onama, kısmen bozma yolundaki kararına karşı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24/09/2014 gün ve KD-2013/208741 sayılı yazısı ile II numaralı başlık altındaki (3) nolu hüküm paragrafının son kısmında yer alan "... eylemlerde suç örgütünün mağdurları dolandıracağını bilen ve aracı kısa zaman içinde satmak amacıyla hazırlık yapan sanığın suç işlenmesi yönünde örgüt lideri sanık ...'den talepte bulunduğu" denilmek suretiyle sehven cümlenin yarım bırakıldığı anlaşıldığından, yarım kalan cümlenin ve (3) nolu hüküm fıkrasının tamamlanması (düzeltilmesi) isteminde bulunulması üzerine dosya 30/09/2014 tarihinde Daireye gönderilmekle okunarak gereği görüşülüp düşünüldü:
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24.09.2014 gün ve KD-2013/208741 sayılı yazısı ile Dairemizin 08/09/2014 tarih ve 2013/25230 esas 2014/15471 karar sayılı ilamındaki 5. sahife (II) numaralı başlık altındaki (3) nolu hüküm fıkrasında sanık ... hakkındaki hüküm paragrafının son kısmında yer alan "...eylemlerde suç örgütünün mağdurları dolandıracağını bilen ve aracı kısa zaman içinde satmak amacıyla hazırlık yapan sanığın suç işlenmesi yönünde örgüt lideri sanık ...'den talepte bulunduğu" denilmek suretiyle sehven hüküm paragrafının son cümlesinin tamamlanmadığı, yarım bırakıldığı anlaşıldığından, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 1 fıkrasının (06.12.2006 gün ve 5560 sayılı Kanun'un 29 maddesi ile eklenen) 2. Cümlesi uyarınca yarım kalan cümlenin ve (3) nolu hüküm fıkrasının tamamlanması talep edilmiştir.
Dairemizin tarih ve numarası anılan ilamı incelendiğinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı yerinde görüldüğünden (maddi hatanın düzeltilmesi) kabulüne karar vermek gerektiği anlaşılmıştır.
Yukarıda izah edildiği üzere:
1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2-Dairemizin yukarıda tarih ve sayısı yazılı karardaki (II) numaralı başlığı altında yazılı (3) nolu hüküm paragrafının; “....3-Sanık ... hakkında mağdurlar ... ve ...’a karşı gerçekleştirilen dolandırıcılık suçları yönünden; ikinci el otomobil alım satımı ile uğraşan sanık ...’un suç örgütünün faaliyetleri ile elde edilen araçları derhal satın alarak veya başka bir alıcı bulup elden çıkarılmasını sağlayarak suç örgütünün suçtan gelir elde etmesinde
aktif rol aldığı, dosya kapsamında bulunan telefon dinleme kayıtlarına göre sanık ...’un başından beri örgütün eylemlerinden haberdar olduğu, devamlı olarak değerinin altında aldığı araçları üçüncü şahıslara ederinde veya bunun üzerinde satarak haksız kazanç sağladığı, yakınanlar ... ve ...’a karşı gerçekleştirilen eylemlerde suç örgütünün mağdurları dolandıracağını bilen ve aracı kısa zaman içinde satmak amacıyla hazırlık yapan sanığın suçun işlenmesi yönünde örgüt lideri sanık ...’den talepte bulunduğu, sanığın diğer sanıklarla birlikte önceden aldıkları karar uyarınca her iki eylemde de doğrudan yer aldığının anlaşılması karşısında; sanık hakkında 5237 sayılı Yasanın 37. maddesi yerine, aynı Yasanın 39. maddesiyle uygulama yapılması,....” şeklinde yazılarak maddi hatanın böylece DÜZELTİLMESİNE, ilamdaki diğer bölümlerin aynen KORUNMASINA, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının istemine uygun olarak, 13.10.2014 tarihinde Üye ...'un karşı oyu ile ve oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 105/6. maddesi ile yürürlükten kaldırılan; ancak, aynı Kanunun geçici 2/4. maddesi uyarınca, bu mahkemelerde açılmış olan davalara, kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar bakmakla görevlendirilen, CMK’nın yürürlükten kaldırılan 250/1. maddesine göre görevli mahkemeler, 6 Mart 2014 tarihli, mükerrer 28933 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesi ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununa eklenen geçici 14/1. maddesi gereğince kaldırılmışsa da, anılan maddenin 4. fıkrasına, “Bu mahkemelerce verilip Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında veya Yargıtay'ın dairelerinde bulunan dosyaların incelenmesine devam olunur.” hükmü konulmuştur. Türkiye Cumhuriyetinin, konumu gereği; başta terör olmak üzere, örgütlü suçlarla mücadele edebilmesi için; Kanun Koyucunun özel yetkili mahkemeleri kaldırırken; kaldırma gerekçesinde ortaya koyduğu sakıncaları taşımayan; evrensel hukuk kurallarına uygun; yetki ve görev sınırları iyi çizilmiş; alt yapısı iyi oluşturulmuş; ihtisas mahkemelerine ihtiyaç olduğu, inancını taşıyorum.
Düşüncem bu olmakla birlikte, benim muhalefetim; bu mahkemeler kaldırılırken; dosyası henüz sonuçlanmamış sanıklarla; dosyası karara bağlanıp, Yargıtay'a gönderilmiş olan sanıklar arasında ayrım yapan yukarıda açıklandığı şekilde bir hükme yer verilmesinin, kaldırma nedenleriyle örtüşmediği ve çeliştiği noktasına ilişkindir. Çünkü;
5271 sayılı Kanunun 2/f maddesi "kovuşturma: iddianamenin kabulü ile başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi" ifade eder, şeklinde tanımlanmış olup, bu tanıma göre, temyiz aşamasındaki dosyalar kovuşturması devam eden derdest dosyalardır. Bu tanım karşısında, henüz kovuşturma süreci tamamlanmamış dosyalardan; özel yetkili mahkemelerce karar verilmemiş olanların genel (normal) ağır ceza mahkemelerine gönderilmesi; temyiz aşamasındakilerin ise Yargıtay tarafından incelenmesi yolunda düzenleme yapılmak suretiyle ayrıma gidilmesinin doğru bir çözüm şekli olmadığını düşünüyorum. Sebeblerini aşağıda açıklayacağım üzere, bu Kanun hükmüne rağmen; Yargıtay'da bulunan dosyalarında, aynen, karar verilmemiş dosyalarda olduğu gibi; hiçbir incelemeye tâbi tutulmadan salt, söz konusu mahkemelerin kaldırıldığı gerekçesi ile genel bir kanun bozması yapılıp, mahalline iade edilmeleri ve muhakemelerinin; genel (normal) mahkemelerde yapılmasının sağlanması görüşündeyim. Aksi bir çözüm, yani esasa girilerek bu dosyaların inceleneceği kuralına uyulması 10 Aralık 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine ve 4 Kasım 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olur.
Şöyle ki;
1- Özel Yetkili Mahkemeler, "Adil Yargılanma Hakkı" ve "Ağır Ceza Mahkemeleri" arasındaki ayrıma son vermek amacıyla kaldırılmış olup, bu husus anılan Kanunun genel ve sözü geçen madde gerekçesinde belirtilmiş; böylece, bütün Ağır Ceza Mahkemelerinin aynı usul kurallarına tâbi olması sağlanarak, adil yargılanma hakkı için gerekli olan özel soruşturma ve kovuşturma usullerine son verilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda baktığımızda; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında ve Yargıtay'ın dairelerinde bulunan dosyaların incelenmesine devam olunacağına ilişkin düzenlenme yapılması; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 10. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerine uygun düşmez.
Zira, Kanun Koyucu, bizzat kendisi, özel yetkili mahkemeleri adil yargılanma hakkını temin etmek amacıyla kaldırıldığını, Kanun gerekçesinde yer vermesine ve bu mahkemelerin normal ağır ceza mahkemelerine göre, daha güvencesiz olduğunu kabul etmesine rağmen; bu mahkemelerce kurulan hükümlerin, normal ağır ceza mahkemelerinden verilen kararlar gibi incelenmesini öngörmesi; kaldırma gerekçesi ve amacıyla çelişen bir sonuç yaratır.
2- Mahkemeler, bütün işlemlerinde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadırlar. 6526 sayılı Kanunla delil toplama yöntemleri değiştirilmiş; önceden CMK'nın 250. maddesi kapsamında kalan soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli ve sanıklar yönünden kısıtlayıcı hükümler kaldırılarak, hukukî güvenlik ile yargılama eşitliği sağlanmıştır. Ancak Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılması sonucu, bu mahkemelerce karara bağlanmayan ve diğer ağır ceza mahkemelerine gönderilen davaların sanıkları ile; kararları Yargıtay'da temyiz incelemesinde bulunan dosyaların sanıkları arasında ayrım yapılarak, fark yaratılması; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 7. maddesinde öngörülen eşitlik ilkesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin, sözleşmede yer alan hak ve özgürlüklerden ayrım gözetilmeksizin, herkesin yararlanmasını hüküm altına alan 14. maddesine ve iç hukukumuz yönünden de, Anayasamızın "Kanun önünde eşitlik" başlıklı 10; "Hak Arama Hürriyeti" başlıklı 36; "Kanunî Hâkim Güvencesi" başlıklı 37; "Suç ve Cezalar" başlıklı 38. maddelerine aykırılık oluşturur.
Görüldüğü üzere;
Söz konusu Kanunî düzenleme, bu hâliyle, hem Anayasamıza aykırıdır, hemde tarafı olduğumuz ve usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalarla çatışmaktadır.
Şimdi, burada sorun, Anayasamıza ve yukarıda açıkladığımız milletlerarası antlaşmalara aykırılık oluşturan, anılan Kanun hükmünü aşıp aşamayacağımız; aşabilecek isek, bunu nasıl yapabileceğimiz noktasında toplanmaktadır.
Aslında, bu konu, bir sorun iken, Anayasamızın 90/5. maddesinde 07.05.2014 tarih ve 5170 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle, milletlerarası antlaşma hükümlerine üstünlük tanınarak, temelinden çözülmüş olup, bu gün için tartışma kalmamıştır.
Şöyle ki;
Anayasamızın 90/5. maddesi ile; bir kanun hükmüyle usulüne uygun olarak yürürlüğe girmiş, temel hak ve özgürlükleri düzenleyen bir antlaşma kuralının çatışması hâlinde, antlaşma hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmiştir.
Bu hükümden hareketle somut olayımızı değerlendirecek olursak, 6526 sayılı Kanunun 1. maddesi ile Terörle Mücadele Kanununa eklenen geçici 14. maddenin 4. fıkrası son cümlesinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Ülkemizin kabul ettiği milletlerarası antlaşmalar ile çeliştiği açıkça görülmekte olup, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin yukarıda açıklanan hükümlerine üstünlük tanınması suretiyle sorunun çözülmesi ve özel yetkili mahkemelerce verilen hükümlerin; başka yönleri incelenmeksizin, kanun önünde eşitlik ilkesi ve adil yargılanma hakkı gereğince, bütünüyle bozularak, genel (normal) ağır ceza mahkemelerinde; muhakemelerinin yapılması ve sonucuna göre, hüküm kurulması için bozulması gerekmektedir. Aksi bir düşüncenin kabul edilmesi; kanun koyucunun bu mahkemeleri kaldırma gerekçesi ve amacıyla çelişen sonuçlar doğuracağı gibi hukukun; adalet, yerindelik ve hukukî güvenlik başlıkları altında toplanabilecek temel değerlerine de aykırı olur, kanaatindeyim.
Bu nedenlerle söz konusu dosyada; yüksek çoğunluğun esasa girerek inceleme yapma görüşüne ve bu görüşe bağlı olarak verdiği karara katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy