Hükümlü ... hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığının 26.12.2000 tarihli iddianamesi ile yağma, ırza geçme suçlarından ve 28.03.2004 tarihli ek iddianamesi ile konut dokunulmazlığını bozma suçlamasıyla açılan kamu davası sonucunda ... 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.12.2002 tarihli kararının temyizi üzerine Dairemizin 09.10.2003 gün ve 2003/4982 Esas, 2003/6630 Karar sayılı ilamıyla yağma ve zorla ırza geçme suçlarından kurulan yerel mahkeme hükmünün onanmasına, konut dokunulmazlığını bozmak suçundan kurulan hükmün bozulmasına karar verildiği, konut dokunulmazlığını bozmak suçundan yargılama devam ederken 01.06.2005 tarihinde 5237 sayılı TCK'nun yürürlüğe girmesi ile uyarlama talebi üzerine mahkemenin 10.03.2009 gün ve 2009/46 Esas, 2009/41 sayılı kararı ile yağma suçundan sanığın 5237 sayılı TCK'nun 149/1-a-b-d-h, 53. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis, ırza geçme suçundan önceki hüküm hükümlü lehine olduğundan yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verildiği, kararın hükümlü müdafii tarafından temyizi üzerine Dairemizin 17.02.2014 gün ve 2012/7731 Esas, 2014/2235 Karar sayılı ilamı ile yerel mahkeme hükmünün Onanmasına karar verildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27.02.2014 gün ve 6 – 2009/226565 sayılı itiraz yazıları ile itiraz yasa yoluna başvurulması üzerine,
Dosya Dairemize gönderilmekle okunarak gereği düşünüldü.
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
5271 sayılı CMK'nın 6352 sayılı Yasanın 99. maddesi ile değişik 308. maddesi gereğince yapılan incelemede;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27.02.2014 gün ve 6 – 2009/226565 itiraz sayılı yazılarında özetle;
“İtiraza konu olayda Başsavcılığımız ile Yüksek 6.Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlık, suçun sübutuna ilişkin olmayıp yargılaması yapılıp hakkındaki hüküm kesinleşen hükümlünün işlemiş olduğu konut içerisindeki yağma ve konut dokunulmazlığını bozma suçları yönünden 765 ve 5237 sayılı TCK.nın ilgili hükümlerinden hangisinin uygulanması gerektiğine ilişkin bulunmaktadır.
Dosyaya ve yargılamaya konu somut olay incelendiğinde, birlikte ikamet edip kardeş olan mağdure ve mağdurun evlerine geceleyin saat 02.00 sularında mağdur ve mağdure aynı odada uyumakta iken giren yüzü poşi ve yazma ile örtülü hükümlünün silah tehdidiyle önce mağdureyi etkisiz hale getirip para ve altınlarını aldığını, gürültüye uyanan mağdur ...'i de korkutmak için silahla bir el yere ateş edip engellemeyi durdurduğu ve yine çekmecelerdeki eşyaları aldığı bu sırada da yanında getirdiği 1,5 metrelik kalın iple mağdur ...'i yüzükoyun yere yatırarak ellerini arkadan bağlayıp gözlerini de kapattığı bilahare mağdureyi alıp salona götürdüğü ve daha sonra da mağduru kendisinin altın ve paralarla birlikte kaçmasına engelleyeceği düşüncesiyle bağlı vaziyette bırakıp kaçtığı olayda, sanığın yağma suçunun icrai hareketlerine devam edebilmek ve tamamlayabilmek için mağdur ...'in ellerini arkadan bağlayıp yüzükoyun yatırarak uzunca bir zaman bağlı vaziyette hareket serbestisini ve hürriyetini engelleyecek şekilde zorla tuttuğu sabitttir. Zira, mağduru sanığın evden kaçmasından sonra diğer mağdure ... iplerini çözerek kurtarabilmiştir. Bu eylemin kanunda ifade edilen manasıyla hürriyeti tahdit suçunu oluşturduğunda tereddüt yoktur.
Açılan kamu davası ve yerel mahkemece yapılan yargılamada, hükümlü hakkında 765 sayılı Yasa döneminde yağma suçu ile birlikte işlenen hürriyeti tahdit suçları için ayrı bir düzenleme olmayıp bu şekilde işlenen suçlarda 765 sayılı Yasanın 499/1 maddesinin uygulanması gerektiği halde, aynı Yasanın sadece silahlı yağmayı düzenleyen 497/2 maddesiyle uygulama yapılarak 24 yıl ağır hapis cezası tayin edilmiştir. Oysa ki 765 sayılı Yasanın 499/1 maddesindeki "her kim, para veya eşya veya hukukça hükmü haiz bir senet almak için bir kimseyi hapseder yahut dağa veya tenha bir mahalle kaldırırsa, maksadına nail olmamış ise on beş seneden yirmi seneye kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılır. Maksadına nail olmuş ise cezanın yukarı haddi hükmolunur." şeklindeki düzenleme olayımıza uymaktadır. Bu hatalı vasıflandırma ile hükümlü hakkında 497/2. maddesi uyarınca kurulan hüküm kesinleşmiş ise de; sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı Yasanın yağma bölümünde eski 499/1 maddesinin tam karşılığı bulunmadığından hükümlünün eylemine uygulanması gereken 149 ve 109. maddelerine göre mukayase yapılmasına ve lehe kanunun belirlenmesine yasal bir engel yoktur. Çünkü lehe yasanın belirlenmesinde önceki hükümdeki hatalı vasıflandırma ve uyarlama yargılamasında verilen hükümler kazanılmış hak teşkil etmemektedir. Yüksek Ceza Genel Kurulu ve Dairelerin istikrarlı uygulamalarıda bu yöndedir.
Ancak, konut dokunulmazlığını bozma suçu 5237 sayılı Yasanın 149.maddesinin d fıkrasında yağma suçunun nitelikli hali olarak sayıldığından bu suçtan ayrıca uygulama yapılmasına gerek olmayıp 765 Sayılı Yasının 499/1 ve 193/2 maddeleri ile 5237 Sayılı Yasanın 149/1-a-b-d-h,109/2-3-a maddeleri ile mukayese yapılarak uyarlama yargılaması sonucunda ortaya çıkan sonuç cezalar karşılaştırılarak lehe kanun belirlenmelidir.
Bu sebeplerle; Yüksek Dairenin yağma ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarından kurulan hükümlerin ONANMASINA, ilişkin kararına BOZULMASI talebiyle itiraz zorunluluğu doğmuş bulunmaktadır.” denilmiştir.
765 sayılı Yasa döneminde yağma suçu ile birlikte işlenen hürriyeti tahdit suçları için ayrı bir düzenleme olmayıp bu şekilde işlenen suçlarda 765 sayılı Yasanın 499/1. maddesinin uygulanması gerektiği halde yerel mahkemenin aynı Yasanın sadece silahlı yağmayı düzenleyen 497/2. maddesi ile uygulama yaparak hükümlü hakkında 24 yıl ağır hapis cezası tayin etmiştir. Oysaki 765 sayılı Yasanın 499/1. maddesinde “her kim para veya eşya veya hukukça hükmü haiz bir senet almak için bir kimseyi hapseder yahut dağa veya tenha bir mahalle kaldırırsa, maksadına nail olmamış ise 15 seneden 20 seneye kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılır. Maksadına nail olmuş ise cezanın yukarı haddi hükmolunur.” şeklindeki düzenleme olaya uymaktadır. Yerel mahkeme uyarlama yargılaması sırasında hatalı vasıflandırma yaparak hüküm kesinleşmiş ise de hükümlünün 5237 sayılı Yasaya göre eylemine uygulanması gereken 5237 sayılı TCK'nun 149 ve 109. maddeleridir. Yerel mahkemenin 765 sayılı TCK'nun 499/1, 5237 sayılı TCK'nun 149 ve 109. maddelerine göre karşılaştırma yaparak lehe olan yasayı belirlemesi gerekirken bunu yapmamış olması usul ve yasaya aykırı olduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar vermek gerektiği anlaşılmakla,
Yukarıda açıklandığı üzere hüküm;
1) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İTİRAZININ KABULÜNE,
2) Dairemizin 17.02.2014 gün ve 2012/7731 Esas, 2014/2235 Karar sayılı yağma ve konut dokunulmazlığını bozma suçundan Onama ilamının KALDIRILMASINA,
3) Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü.
Somut olay incelendiğinde birlikte ikamet edip kardeş olan mağdure ve mağdurun evlerine geceleyin saat 02.00 sularında mağdur ve mağdure aynı odada uyumakta iken giren yüzü poşi ve yazma ile örtülü hükümlünün silah tehdidi ile önce mağdureyi etkisiz hale getirip para ve altınlarını aldığı, gürültüye uyanan mağdur ...'i de korkutmak için silahla bir el yere ateş ederek onun engellemesini durdurduğu, çekmecedeki eşyaları aldığı bu sırada da yanında getirdiği 1.5 metrelik kalın iple mağdur ...'i yüzükoyun yere yatırarak ellerini arkadan bağlayıp, gözlerini de kapattığı bilahare mağdureyi alıp salona götürdüğü ve daha sonra da kendisinin altın ve paralarla birlikte kaçmasını engelleyeceği düşüncesiyle bağlı vaziyette bırakıp kaçtığı olayda mağdur ...'in ellerini arkadan bağlayıp yüzükoyun yatırarak uzunca bir zaman bağlı vaziyette hareket serbestisini ve hürriyetini engelleyecek şekilde onu zorla tutarak hürriyetini tahdit ettiği ve hükümlünün “kişinin hürriyetini tahdit” suçunun sübuta erdiği olayda 765 sayılı TCK'nun 499/1 ve 193/2. maddeleri ile 5237 sayılı TCK'nun 149/1-a-b-d-h, 109/2-3-a maddelerinin mukayese yapılarak ortaya çıkan sonuç cezalar karşılaştırılarak lehe kanun belirlenmesi gerekirken yerel mahkemenin hatalı uygulama yapması usul ve yasaya aykırı bulunduğundan hükümlü müdafiinin temyiz itirazları yerinde görülmekle ... 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.03.2009 gün ve 2009/46 Esas, 2009/41 Karar sayılı kararının itiraza uygun olarak BOZULMASINA, infaz aşamasındaki hatalı uygulamanın kazanılmış hak oluşturmayacağına, 10.03.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy