Nitelikli hırsızlığa teşebbüs, resmî belgede sahtecilik ve başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçlarından sanık ...'nin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 142/1-b, 35/2, 268/1. maddesi yollaması ile 267/1 ve 204/1. maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis, 3 yıl hapis ve 4 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına dair, ... 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 05/12/2011 tarihli ve 2008/371 esas, 2011/1720 sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 20.01.2014 gün ve 2014/1518-4504 sayılı kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.01.2014 gün ve KYB/.... sayılı ihbar yazısı ile infaz dosyası 08.04.2014 tarihinde Dairemize gönderilmekle incelendi:
Anılan Yazıda;
(Dosya kapsamına göre; lehe kanun değerlendirilmesi yapılırken, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7/2. madde ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9/3. maddesindeki “Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.” şeklindeki düzenleme karşısında, önceki ve sonraki temel ceza kanunlarının ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle lehe yasanın belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiş olduğundan bahisle 5271 sayılı CMK’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması) Dairemizden istenilmiş ise de;
TÜ R K M İ L L E T İ A D I N A
Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbar yazısı ve incelenen dosya içeriğine göre;
Sanık ... hakkında ... 6.Asliye Ceza Mahkemesinin 05.12.2011 tarih ve 2008/371 esas ve 2011/1720 karar sayılı kararın, yöntemine uygun olarak adı geçen kişiye tebliğ edilmesinin ardından kesinleştiği, O yer Cumhuriyet Savcılığının 28.12.2012 tarihli kanun yararına bozma istemi üzerine Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü 14.02.2013 tarih ve 2013/2644/10698
sayılı yazısı ile söz konusu kararda kanun yolu başvuru süresinin “tebliğ/tefhim tarihinden itibaren” şeklinde gösterildiği için kararın kesinleşmediğini belirtmesinin ardından sanığa, kanun yolu, süresi, sürenin ne zaman başlayacağı, mercii, başvuru şekli ve kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceği açıkça gösterilerek 11.04.2013 tarihinde tebliğ edildiği, 03.06.2012 tarihi itibariyle sanığın eylemine uyan 765 sayılı TCK'nın 343/2 ve 350/2 suçları için öngörülen cezanın alt ve üst sınırına göre, aynı Yasanın 102/4 ve 104/2. maddelerinde yazılı 7 yıl 6 aylık zamanaşımının dolmuş olduğunun anlaşılması karşısında; bu husus ile ilgili düşünceyi içeren tebliğname düzenlendikten sonra gönderilmesi için, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na İADESİNE, 09.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
...
Full & Egal Universal Law Academy