MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/3043 E., 2023/2052 K.
SUÇLAR : Nitelikli tehdit, mala zarar verme
HÜKÜMLER : İlk derece mahkemesinin mahkûmiyet kararları kaldırılarak kurulan beraat ve mahkûmiyetler
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, bozma
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. Sanık ... Hakkında Mala Zarar Verme Suçundan Kurulan Beraat Hükmüne Yönelik Temyiz İsteminin İncelenmesinde;
Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre sanık ... hakkında mala zarar verme suçundan beraat kararı verilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden, katılan vekilinin temyiz sebeplerinin incelenmesi sonucu, hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Açıklanan nedenle, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin kararında, katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve resen incelenmesi gereken hususlar yönünden 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 2 88... /1. maddeleri uyarınca yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden, 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi uyarınca Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
II. Sanıklar ... Hakkında Silahla Tehdit, Sanık ... Hakkında Silahla Tehdit ve Mala Zarar Verme Suçlarından Kurulan Mahkûmiyet Hükümlerine Yönelik Temyiz İstemlerinin İncelenmesinde;
Diğer temyiz istemleri yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1. Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere;
"Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir."
Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak, sanık ...'nın aşamalarda üzerine atılı suçlamayı kabul etmediği, alınan HTS kayıtlarında sanığın kullanımındaki telefonun olay saatlerinde Denizli il merkezindeki baz istasyonundan sinyal aldığı anlaşılmakla, iddianameye konu somut eylemin gerçekleştiğini doğrulayan sanığın hükümlülüğüne yeterli, hukuka uygun, her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı bir delil elde edilemediğinden, şüpheden sanık yararlanır ilkesi de nazara alınarak, sanığın tehdit suçundan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,
2. Sanık ...'nın kovuşturma evresindeki beyanlarında, olay saatinde ... mahallesinde bulunan ağılında hayvan doğumu ile ilgilendiğini, yanında ... ve amcası ... ...'nın da bulunduğunu, hayvanların yanından ayrılmadığına ilişkin beyanları karşısında, ... ve ... ...'nın tanık olarak dinlendikten sonra sonucuna göre, sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmeyerek eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
3. Kabul göre de; sanıklar hakkında tehdit suçundan kurulan hükümlerde, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 106/2-a-c maddesi uyarınca belirlenen 3 yıl hapis cezasından, aynı Kanun'un 43. maddesi uyarınca 1/4 oranında arttırım yapılırken 3 yıl 9 ay yerine, hesap hatası sonucu 3 yıl 7 ay 15 gün hapis cezasına hükmedilmek suretiyle sanıklar hakkında eksik ceza tayin edilmesi,
4. Katılan lehine tek vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, hukuka aykırı şekilde hem ilk derece mahkemesinde hem de Bölge Adliye Mahkemesinde yapılan yargılamaya ilişkin ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmiş olması,
Hukuka aykırı bulunmuştur.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, sanık müdafii ve katılan vekilinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye kısmen uygun kısmen aykırı olarak ayrı ayrı BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2 maddesi uyarınca Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
11.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.