MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2024/238 E., 2024/2161 K.
SUÇ : Nitelikli yağma
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Yapılan ön inceleme neticesinde; suça sürüklenen çocuk hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKİ SÜREÇ
A. İlk Derece
Antalya Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin, 07.11.2023 tarihli ve 2023/238 Esas, 2022/219 Karar sayılı kararı ile suça sürüklenen çocuk hakkında nitelikli yağma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 149/1-a-d, 31/3, 62. maddeleri uyarınca 5 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
B. İstinaf
Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 03.07.2024 tarihli ve 2024/238 Esas, 2024/2161 Karar sayılı kararı ile suça sürüklenen çocuk hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik suça sürüklenen çocuk müdafinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Suça Sürüklenen Çocuk Müdafinin Temyiz Sebepleri
Yağma suçu kastıyla hareket etmediğine, kararın gerekçesiz olduğuna, yalnızca katılanların beyanlarına dayanıldığını, atılı suçtan beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Kanun'un, 765 sayılı Kanun’un 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Kanun’un 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun’un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir.
Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir.
Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ıspatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ıspat şartı aranmamaktadır.
Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar, yazışmalar vs ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir.
Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikâyetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır.
Bir de alacak zamana yayılmış ve sürekli alıp vermeden kaynaklanan bir alacak ise kuruşu kuruşuna alacak miktarını tespit etmek mümkün olamayacağından, sanığın alacağını almak için hareket ettiği ve aldığı kanaati oluşturacak bir değeri de uygulamak için kabul etmelidir. Yani borçlu kanunen alacağı olduğu ve onu aldığı kastıyla hareket etmiş ise sonradan hesaplanan alacak-borç arasında çok fahiş bir fark olmadığı takdirde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. fıkrası uygulanmalıdır. Yine alacak miktarının, asıl alacağın yanında faizi de kapsaması gerekmektedir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2013/1-452 E. 2013/612 K., Yargıtay 6. C.D. 2022/3916 E. 2024/1482 K. sayılı ilamları)
Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre, ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ispat şartı aranmamalıdır.
Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde,Dosya kapsamı, suça sürüklenen çocuğun aşamalarda değişmeyen istikrarlı anlatımları ile 30/08/2023 tarihli olay tutanak içeriğine nazaran; suça sürüklenen çocuğun olay tarihinden önce ... isimli uygulama üzerinden motosiklet satın aldığı, sonrasında motorunun bozulması nedeniyle müşteki ...'ın çalıştığı katılanlar tarafından işletilen Motorcu ... isimli işyerine motor değişimi için bıraktığı, olay tarihinden 3 gün önce motor değişimi karşılığında 5.000 TL tamir masrafı ödeyerek motosikletini aldığı, olay tarihi olan 30/08/2023 tarihinde yanında yakını ... ... bulunduğu halde motosikletin kolluk görevlilerince yapılan sorgulamasında motor şase numarasının kazıntı olduğu ve aracın hurdaya ayrılmış araç olduğunun tespiti üzerine suça sürüklenen çocuk hakkında resmi belgede sahtecilik suçudan soruşturma başlatıldığı gibi hurdaya ayrılmış araçla trafiğe çıkmak eylemi nedeniyle 8.190TL idari para cezası uygulandığı, suça sürüklenen çocuğun aynı gün saat 20.00 sıralarında müştekinin çalıştığı işyerine gittiği, motosikletin motorunun şase numarası kazınmış motorla değiştirildiğinden bahisle ödediği 5.000 TL paranın iadesini istediği aksi takdirde dükkanı darman duman ederim diyerek tehditte bulunduğu, talebin kabul edilmemesi üzerine olay yerinden ayrılıp elinde av tüfeği ile geri döndüğü, işyerinde bulunan katılanlara silah doğrulttuğu parasını istediği, akabinde katılan ... tarafından kasada bulunan 3500,00 TL tutarındaki paranın verildiği iki el ateş ederek olay yerinden ayrıldığı şeklinde gelişen somut olayda; müşteki ... tarafından sadece motor yağ eksikliği nedeniyle kilitlenmesi nedeniyle tamiri yaptığını ifade etmesine karşın olay yakalama tutanak içeriğinde motor değişimi yapıldığına dair katılan ve müştekilerin beyanda bulunduklarına dair tespit, katılan ve müşteki tarafından tamir masrafı olarak 5.000 TL alındığının kabulü, motosikletin tamir sonrasında işyerinden 3 gün önce alındığının taraf beyanları ile sabit olduğu ile müştekinin kendisi hakkında yasal yönden sorumluluk doğuracak bir konuda beyanda bulunmasının beklenemeyeceği de gözetildiğine somut olayda eylemin hukuki ilişkiden doğan alacağın tahsili amacıyla silahla tehdit suçunun oluştuğu gözetilmeksizin yerinde olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.
III. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle BOZULMASINA, bozma nedenleri yönünden 5320 sayılı Yasanın 8/1 maddesinin yollamasıyla 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 326 /son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden kazanılmış hakkın korunmasına,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1 maddesi uyarınca Antalya Çocuk Ağır Ceza MAhkemesine, Yargıtay ilamının bir örneğinin ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
11.03.2026 tarihinde karar verildi.