MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/6259 E., 2024/1122 K.
SUÇ : Nitelikli yağma
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Sanık hakkında kurulan hükmün yapılan ön inceleme neticesinde temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle,
I. HUKUKİ SÜREÇ
A. İlk Derece
Sanık hakkında Amasya 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararıyla nitelikli yağma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun'un) 148/1, 53, 58. maddeleri uyarınca 6 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, mükerrerlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir.
B. İstinaf
Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi'nin 02.05.2024 tarihli kararı ile sanık ve müdafiinin istinaf istemi üzerine; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 280/1.a maddesi uyarınca istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
II.TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Sanık ve Müdafinin Temyiz İstemleri
Yargılamada tutarsız iddialar, hükme esas alınmayı önleyecek derecede sağlıksız ve hayatın olağan akışına aykırı hususlar bulunduğu, eksik araştırma ile karar verildiği, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği, sanığın telefonu sattığı ve mağdurun bu duruma rıza gösterdiğine ilişkin mesajlar incelenmeden karar verilmesi, beraat kararı verilmesi gerektiği,
B. Değerlendirme ve Gerekçe
1. Diğer temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarında sanığa ceza verilmesi için şüpheye yer vermeyecek şekilde eylemi gerçekleştirdiğinin ispatı gerekecektir.
Bu ispat için öncelikle suçun işlenip işlenmediği sonra bir olayın kanuni unsurlarının belirlendiği şekilde işlenip işlenmediği ve son olarak da sabit olan bu suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin tartışılması ve kesin olarak ispatı gerekir. Tüm aşamalarda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2017/6-1147 Esas, 2018/519 Karar sayılı ilamlarında "... Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir..." şeklinde içtihatta bulunarak bu husus işaret etmişlerdir.
Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2018/6-110 Esas, 4 65... /6-11 57... /239 Karar sayılı ilamlarında da aynı hususlar teyit edilmektedir.
Yani olayın oluşuna ilişkin şüpheli durum varsa burda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekecektir.
Hırsızlık, yağma, cinsel istismar gibi çoğu zaman ani gelişen veya suç işlemek için sanıkların önceden plan yaptıkları ve sonrasında yakalanmama adına delil bırakmamaya yönelik tedbirler almalarına göre, bu tür suçlarda yan delil bulmada sıkıntılar olduğu açıktır. Çoğu zaman bu tür suçlarda elimizdeki tek delil sadece müştekilerin beyanından ibaret kalmaktadır.
Bu zorlayıcı nedenlerden dolayı aralarında husumet olmayan, çoğu zaman hiç tanımadığı ve iftira atması için neden bulunmayan şikâyetçi beyanı sübutun ve sanığın eylemi gerçekleştirdiğinin kabulünde yeterli kabul edilmektedir.
Ceza yargısına hakim olan en temel ilke olan masumiyet ve şüpheden sanık yararlanır kuralları ceza adaleti bakımından başkaca hiçbir delil olmayan ve bulunma ihtimali olmayan hususlarda sanık aleyhine, müşteki lehine esnetilebilmektedir. Bu belli zorluklar nedeniyle bir nebze kabul edilebilir. Ancak başka türlü delil toplama imkanı olan olaylarda veya akla, mantığa veya olaya uymayan, kendi içerisinde tutarsız veya sürekli değişen ya da itilaflı başka bir konuda şikâyetçi ya da yakınlarına açıkça yarar sağladığı, şikâyetçiyi gerçekten sanık olmaktan çıkarıp müşteki haline sokabilecek, yani haksız durum yaratacağı aşikar olan soyut beyanların tek doğru kabul edilerek cezalandırma yoluna gidilmesi, masumiyet, silahların eşitliği ve şüpheden sanık yararlanır kurallarına açıkça aykırılık teşkil edeceği açıktır.
Bu nedenle ispatı zor olan olaylarda akla, mantığa ve dosyadaki olaylara uyumlu denetlenebilir müşteki beyanına itibar olabilir ise de akla, mantığa, fenne ve dosyadaki olaylara uymayan helede başka türlü ispat imkanı varken sadece müşteki beyanıyla yetinilmesi halinde bu beyanın suçun aydınlatılmasına yönelik değil başka bir olayı örtme, iftira atma veya intikam alma gibi bir amaca yönelik olduğu şüphesi doğuranlara bu şüphe giderilmeden itibar edilmesi büyük haksızlık oluşturacak ve yargılama konusunda tüm yetkiyi hakkı olmadığı halde sadece taraf olması gereken görünüşteki şikâyetçiyi devredecektir.
Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde; sanığın suçlamayı hiç bir aşamada kabul etmediği, katılanın dosyaya sunduğu tehdit mesajlarının olayın üzerinden 15 gün sonra olduğu ve bu tarihte şikayetçi olduğu, dinlenen tanık beyanlarında telefonun verildiği ana ilişkin bilgilerinin bulunmadığı, katılan ile sanığın boşanma aşamasında oldukları, sanığın temyiz aşamasında dosyaya sunduğu katılan ile görüşmelerinde, telefonun satılmasının katılanın bilgisi dahilinde olduğu ve satılmasının umrunda olmadığı yenisi için sanıktan para istediği ve yeni telefon aldığı, bunun için sanıktan ayrıca 1000,00 TL daha istediğine ilişkin konuşma içeriklerinin bulunduğu anlaşılmakla katılanın taksi ile sanığa gönderdiği telefonu sanığın tehdit etmesi üzerine gönderdiğine ilişkin yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, sanığın içindeki bilgiler nedeniyle telefonu istediği ve katılanın taksi ile gönderdiği anlaşılmakla sanığın yağma kastı bulunmadığından hakkında beraat kararı verilmesi yerine yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.
Kabule göre de,
2- Sanık hakkında ikinci kez tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verildiği, tekerüre esas alınan Amasya 2. Asliye ceza mahkemesinin 2020/2 esas, 2020/2 karar sayılı kararında, 17.05.2024 tarihli ek Karar ile tekerrüre esas alınan hükmün çıkarılmış olduğu dikkate alındığında, mahkemesine tekerrüre ilişkin kısımda düzeltme yapılıp yapılmadığı hususları sorulduktan sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilip hakkında ikinci kez tekerrür hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışılmadan eksik araştırma ile hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.
III. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık ve müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Amasya 1. Ağır Ceza Mahkemesine, gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
12.03.2026 tarihinde karar verildi.