MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2024/847 E., 2024/1454 K.
SUÇ : Nitelikli yağma
HÜKÜM : Düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
5271 sayılı Kanun'un 288 inci maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294 üncü maddesinin ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301 inci maddesinin ''Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanık ve müdafiinin temyiz dilekçesinde, anılan sebeplerle yapılan incelemede;
Sanık hakkında ilk derece mahkemesince verilen 25.01.2022 tarihli mahkumiyet hükmüne yönelik istinaf başvurusu üzerine Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 4.Ceza Dairesi tarafından duruşma açılmaksızın 22.06.2023 tarihli ve 2022/901 Esas, 2023/1270 Karar sayılı kararında özetle; "...Sanığın ağabeyi olan katılanlardan ... ile sanığın babası olan diğer katılan ...'ın olayın hemen akabinde soruşturma aşamasında verdikleri beyanlarında; yağma suçuna konu telefon ile 3.000 TL paranın katılanlardan ...'a ait olduğunu açıkça belirtmelerine karşın kovuşturma aşamasında ilk anlatımlarından farklı olarak telefonun katılan ...'ya, 3.000 TL paranın ise katılan ...'a ait olduğunu beyan etmeleri karşısında; sanığın tek yağma suçundan cezalandırılması yerine, yerinde olmayan gerekçeyle katılanların aşamalarda değişen ve herhangi bir delille desteklenmeyen sonraki anlatımlarına üstünlük tanınmak suretiyle her iki katılana yönelik yağma suçundan ayrı ayrı iki kez cezalandırılmasına karar verilmesi,
Kabule göre de; Ceza yargılamasının amacı maddi gerçeği açığa çıkarmasıdır. Bunun ortaya çıkarılmasında başvurulacak kanıtlardan birisi de ifade alma veya sorguya çekilmedir. İfade verme ve sorgulama, kanıt aracı olmakla birlikte aynı zamanda savunma aracıdır. Bu nedenle ifade verme ve/veya sorgulama, şüpheli veya sanık için de bir araçtır. Bu sebepledir ki; şüpheli veya sanık, ifadelerinin alınmasını veya sorguya çekilmeyi isteyebilirler. İfade veya sorgunun nasıl yapılacağı CMK’da ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Buna göre sanığın kimliği saptanıp, kanunda öngörülen hakları hatırlatıldıktan sonra iddianame okunup hangi suç veya eylemden dolayı bilgisine başvurulduğu açıkça bildirilip buna göre olay veya olayları açıklaması ve varsa delillerini bildirmesine olanak verilir. Şüpheli/sanık ifadesi alınırken veya sorgulanırken bildirilen ve açıklanan suçlarla ilgili açıklamada bulunabilir veya susma hakkını kullandığını bildirebilir. Bu durumda şüpheli ve/veya sanığın anılan suçlar yönünden sorgusunun yapılmış olduğu kabul edilir.
Ancak, birden fazla suç içeren iddianameler söz konusu olduğunda, sanığa üzerine atılı her suçu bilme ve delillerini bildirme olanağı sağlanmadan yürütülen işlemde kamusal niteliği ağır basan usulüne uygun bir savunma alımından bahsedilemez. Hal böyle olunca; bu durumun usul hükümlerine açıkça aykırı olacağı muhakkaktır.
Yapılan açıklamalar ışığında somut dosya incelendiğinde; Batman Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık hakkında 2021/14262 sayılı soruşturma numarası üzerinden 16.11.2021 tarihli iddianame ile müştekilerinin ... ve ... olduğu TCK'nın 149/1-a maddesinde vücut bulan silahla yağma suçundan açılan kamu davası sonrası sanığın 18.01.2022 tarihinde savunmasının alındığı ancak müştekilerin mahkeme aşamasındaki anlatımlarından yola çıkarak yapılan suç duyurusu üzerine Batman Cumhuriyet Başsavcılığının 2022/1113 sayılı soruşturma dosyasından 24.01.2022 tarihli, müştekisinin ... olduğu anılan suçtan ikinci kez düzenlenen iddianame ile ilgili mahkemesince 25.01.2022 tarihli birleştirme kararı verilerek aynı gün yapılan duruşmada sanığın 24.01.2022 tarihli iddianamedeki suçlamalar hakkında 18.01.2022 tarihinde savunması alındığı belirtilerek yeniden dinlenilmesine yer olmadığının belirtildiği görülmekte ise de;
Yukarıda izah edildiği üzere 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun)
amir hükümlerine aykırı şekilde üzerine atılı suçlarla ilgili usulüne uygun savunması alınmayan sanık ile ilgili duruşmaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması..." şeklindeki gerekçe ile ilk derece mahkemesi kararının 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesi gereğince bozulmasına karar verilerek dosyanın ilk derece mahkemesine gönderildiği, ilk derece mahkemesinin 04.04.2024 tarihli kararı ile; sanık hakkında nitelikli yağma suçundan yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verildiği, sanık müdafinin istinaf başvurusunun ise Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 31.05.2024 tarihli ve 2024/847 Esas, 2024/1454 Karar sayılı kararı ile esastan reddine karar verilmesi üzerine, sanık ve müdafinin sanık hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan hükme yönelik temyiz isteminde bulunduğu anlaşılmakla;
Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 4.Ceza Dairesi tarafından duruşma açılmaksızın 22.06.2023 tarihli ve 2022/901 Esas, 2023/1270 Karar sayılı kararında belirttiği gerekçe ile hükmün bozulmasına karar verildiği, ancak bu bozma kararının 5271 sayılı Kanunu’nun 280/1-e maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin davanın yeniden görülmesine karar verilerek yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı vermesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı, bölge adliye mahkemesince yapılan uygulama kanuna açıkça aykırılık teşkil ettiği gibi bazı hallerde sanığın temyiz hakkını ortadan kaldırılmasına yol açabildiği, her ne kadar temyize konu somut olayda, sanık hakkında nitelikli yağma suçundan verilen hüküm yönünden bölge adliye mahkemesince verilen ve yasaya aykırı olan bozma kararı sanığın temyiz hakkını etkilememiş ise de, bölge adliye mahkemesince yasaya aykırı bozma ilamı yerine davanın yeniden görülmesine karar verilerek aynı mahkûmiyet hükmünün verilmesi durumunda temyizi kabil bir karar olacağı, görüldüğü üzere bölge adliye mahkemesince yasal olmayan bir bozma ilamı sanıkların temyiz hakkının ortadan kaldırılmasına sebep olabilmektedir. Anayasa Mahkemesi bu konuda verdiği bir kararında "İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermesi başvurucu yönünden önemli sonuçlar doğurmaktadır. Nitekim İstinaf Dairesi, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşma açarak ve tarafları da çağırarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda bir karar vermesi gerekirken dosya üzerinden karar vermiş; başvurucuyu mahkemeye erişim hakkının yanında bölge adliye mahkemesi önünde sözlü yargılanmadan ve bununla bağlantılı diğer usul güvencelerinden yoksun bırakmıştır." değerlendirmeler bulunarak bölge adliye adliye mahkemesinin yasaya aykırı bozma kararının başvurucunun Anayasa'nın 36. Maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine hükmetmiştir (Ömer Oral [GK], B. No: 2023/33667, 9/1/2025, § …). Aynı konuda Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise "Bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılmıştır. Bu düzenlemelere göre istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir:
1. İlk derece mahkemesinin kararında 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması,
2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması. ..........
Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müteessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir.
Hukuki düzenlemeler ve yapılan açıklamalar karşısında, mesele tartışmaya ihtiyaç bırakmayacak açıklıktadır. Buna rağmen uygulama, bölge adliye mahkemelerinin iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetkiyi kullanarak bozma kararları verilegeldiği bilinen bir gerçektir. Bu uygulamanın, yukarıda yer verilen tespitler yanında, görevli/teminatlı mahkemede yargılanma ve mahkemeye erişim/ kanun yoluna etkin başvuru hakları yönünden ciddi sorunlar taşıdığı da tartışmadan varestedir. CMK'nın 286. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan kararları temyiz edilebileceğinden, bölge adliye mahkemesinin Kanun'un açık hükmüne aykırı şekilde verdiği bozma kararının temyiz edilebilmesi de mümkün değildir. Bu nedenle ilk
derece mahkemesi hükmünün hukuka aykırılık taşıdığının tespit edilmesi durumunda bölge adliye mahkemesi ceza dairesince ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırarak yeniden hüküm kurulması gerektiği hâlde bozma kararı verilmesi nedeniyle sanığın temyiz hakkının kısıtlanması da söz konusu olabilmektedir." şeklinde değerlendirmelerde bulunarak bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle "hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları" gerektiğine hükmetmiştir (YCGK, T.:30.04.2025, E.: 2024/6-490, K.:2025/197).
Bu açıklamalar ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 4.Ceza Dairesi tarafından duruşma açılmaksızın 22.06.2023 tarihli ve 2022/901 Esas, 2023/1270 Karar sayılı bozma kararı ile bozma kararı üzerine verilen Batman 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 04.04.2024 tarihli ve 2023/368 Esas, 2024/232 Karar sayılı kararının hukukî değerden yoksun olduğu, 5271 sayılı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre yeniden hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hükmün bozulmasına karar verilmesi, hukuka aykırılık bulunmuştur.
Açıklanan nedenlerle, sanık ve müdafinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden diğer yönleri incelenmeyen Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği Tebliğname’ye aykırı olarak BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-b maddesi uyarınca Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
12.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.