MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2025/2662 E., 2025/2321 K.
SUÇ : Nitelikli yağma
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKİ SÜREÇ
A. İlk Derece
Sanık hakkında Boğazlıyan Ağır Ceza Mahkemesi'nin 22.10.2025 tarihli ve 2025/176 Esas, 2025/2662 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK'nın (5237 sayılı Kanun) 149/1-d maddesi uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
B. İstinaf
Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesi'nin 10.12.2025 tarihli ve 2025/2662 Esas, 2025/2321 Karar sayılı kararı ile, sanık müdafii ile katılan kurum vekilinin istinaf talebi üzerine, hükmün vekalet ücreti yönünden düzeltilerek istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Sanık ve müdafiinin temyiz istemi, mahkumiyete yeter somut delil bulunmadığına, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Yağma suçunu düzenleyen 5237 sayılı Kanun madde 148 - “(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının .... tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi,...cezalandırılır...” şeklindedir. Madde gerekçesinde de “...Yağma suçunun tamamlanabilmesi için, kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya malın alınmasına karşı koymamalıdır. Bu bakımdan, kullanılan cebir veya tehdidin, kişiyi malı teslim etmeye veya alınmasına ses çıkarmamaya yöneltmeye elverişli olması gerekir...” şeklinde daha da açıklık getirmiştir. Malı almak için cebir veya tehdit kullanılmalı ve bunun etkisiyle mağdurun malı vermesi gerekir. Bunun doğal sonucu olarak mağdurun malın alındığını görmesi veya en azından sanığın mallarını almak istediğini anlaması veya bilmesi gerekir.
Yağmada amaç malın alınmasıdır. Bu amaca ulaşmak için araç hareketler ise cebir veya tehdit uygulanmasıdır. Failin mağdura yönelttiği cebir veya tehdidi, kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya zorlamak amacıyla gerçekleştirmiş olması gerekir. Aralarında amaçsal ilişki vardır. Cebir veya tehdit ile malın alınması veya verilmesi arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. (Benzer görüşler için bkz. Gökçen ... vd mal varlığına karşı suçlar Adalet Ankara 2018 age s. 74, Özgenç İzzet türk Ceza Hukuku Genel Hükümler 17. baskı Seçkin Ankara 2021 ağe. s 168 vd, Tezcan/Erdem/Önok age s. 704, Koca/Üzülmez TCK Genel Hükümler seçkin 9. Baskı age s. 583)
Ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; "Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir."
Ceza yargılaması sonucunda mahkumiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak,
Sanığın işvereni olan tanık ... tarafından, işe başlatmak için araçlara verilmesi muhtemel zararlarda kullanılmak üzere ilerde senet haline getirilmek üzere boş belge istenildiği, sanığın icralık çok sayıda işleminin bulunmasından dolayı eşinin de imzalaması istediği, tanık beyanıyla desteklenen sanık savunmasında belirtildiği üzere müştekinin kendi rızasıyla boş senedi imzalayıp sanığa verdiği, onun da iş verenine teslim ettiği, senedin zorla imzalatıldığı yönündeki beyanın ötesinde mahkumiyete yeterli, şüpheden uzak delil bulunmadığı, taraflar arasında bu olaydan sonra gerçekleşen yaralama eyleminin eşe karşı kasten yaralama suçunu oluşturacağı gözetilmeden yazılı şekilde nitelikli yağma suçundan hüküm kurulması,
Kabule göre de,
Tarafların, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun eşler arası mal rejimini düzenleyen hükümlerine göre evlenmeden önce veya sonra (noterde düzenleme veya onaylama şeklinde) 'mal rejimi sözleşmesi' yapıp yapmadıkları, ya da evlenme başvurusu sırasında hangi mal rejimini seçtiklerini yazılı olarak bildirmiş olup olmadıkları, sözleşme yapmışlar ise kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edip etmedikleri, böyle ise hangisini seçtikleri ve bu rejime ilişkin düzenlemeler kapsamında, mal rejimi sözleşmesi yapılmamış ise eşler arasında 'edinilmiş mallara 'katılma rejimi'nin uygulanması asıl olacağından, sanığın işvereninin teminat maksatlı senet istemesi nedeniyle hazırlanan senedin mal ortaklığı nedeniyle zaten aile gelirlerinden ödenmesi gerektiği, katılanın ev hanımı olup evin giderlerinin sanık tarafından karşılandığı, mal ortaklığı rejimine göre sanığın hukuken kendine ait olduğunu düşündüğü teminatı vermeye yönelik bir eylem olması nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 150 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamında bir hukuki ilişkiye dayalı alacağa konu olup olmayacağının tartışılması/değerlendirilmesi, sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
III. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık ve müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin, kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,
Sanığın, bozma kararının gerekçesi göz önüne alınarak bihakkın TAHLİYESİNE, başka suçtan hükümlü veya tutuklu değilse derhal salıverilmesi için Boğazlıyan Cumhuriyet Başsavcılığı'na yazı yazılmasına,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a. maddesi uyarınca Boğazlıyan Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
03.03.2026 tarihinde karar verildi.