(743 S. K. m. 2, 658, 659)
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı Şuf'a davasına dair karar dairemizin 4.3.1993 gün ve 2409-2821 sayılı ilamı ile ONANMASINA karar verilmişti. Bu kararın tashihen tetkiki Davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Şuf'alı payın ilişkin olduğu taşınmaz paydaşlarca özel olarak taksim edilip her bir paydaş belirli bir kısmı kullanırken bunlardan biri kendisinin tasarrufundaki yeri ve ona tekabül eden payı bir üçüncü şahsa satarsa, satıcı zamanında o yerde hak iddia etmeyen davacının, tapuya pay satışı şeklinde yapılan işlem nedeniyle şuf'a hakkını kullanması MK.nun 2. maddesinde yer alan objektif iyi niyet kuralı ile bağdaşmaz. Kötüye kullanılan bu hak kanunen himaye görmez. 14.2.1951 gün ve 17/1 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı uyarınca bu hususun davanın her aşamasında ileri sürülmesi, hatta mahkemenin kendiliğinden nazar alması gerekir. Savunmanın tevsii bu gibi durumlarda söz konusu değildir. Davanın bu bakımdan reddi gerekir.
Olayımızda: Şuf'alı yapın davacı ile davalıya pay satan kişi ve diğer paydaşların müştereken malik oldukları arsa nitelikli taşınmaza ilişkin olduğu uyuşmazlık konusu değildir. Davalıya satılan payın gerçekte taşınmazın belli ve muayyen bir yerine ait olup olmadığı, davacının kendi payı sebebiyle taşınmazın bir başka bölümüyle sınırlı hak sahibi bulunup bulunmadığı ve bunun sonucu olarak davacının tapuda yapılan pay satışından yararlanarak şuf'a talep etmekte iyiniyetli sayılıp sayılmayacağı ihtilaflıdır. Dosyaya ibraz edilmiş kat karşılığı inşaat sözleşmesine davacı paydaş taraf olmadığı gibi o sözleşmeye göre yapılması düşünülen binada ona ayrılacak bir bölüm bulunmamaktadır. Bu yokluğun yani davacının o sözleşmede taraf olmamasının ve ona yer ayrılmamasının davacıya başka alandan yer verilmesinden, onun hakkından vazgeçmesinden veya başkasına devretmesinden kaynaklandığı da belli değildir. Sonuç olarak mahkemece taksim sözleşmesi niteliğinde kabul edilen o anlaşmaya göre bütün paydaşlar arasında davacının payı karşılığının belli bir bölümden ibaret olduğu söylenemez. Bu şekilde bir inşaatın yapılmış olup olmaması bu yönden önem arz etmemektedir.
Bitirilmiş bir inşaat söz konusu olsaydı bile davacıya verilmiş, onun kullanımında olan bir yerin bir bölüm varlığından söz edilemez. Arsa kesiminde taksimen davacıya ayrılmış bir kesimin varlığıda saptanmamıştır. Bu itibarla geçersiz dahi olsa davacının taksimin taşınmazın belli bir bölüm veya kesimine sahip olduğu, onun dışında kalan bölümlerde hakkı kalmadığını bildiği kabul edilemez. Böyle olunca davalıya yapılan pay satışı belli bir bölüme ilişkin olsa dahi davacının şuf'a hakkını kullanmakta kötü niyetli olduğu düşünülemez.
Davacının ibraz ettiği sözleşmeye bu yönden yanlış anlam verilerek yazılı gerekçe ile davanın reddolunması usul ve yasaya aykırıdır. Bu yüzden hükmün bozulması gerekirken onanması bu defa ki incelemede anlaşılmış olduğundan karar düzeltme isteğinin kabulü ile onama kararının kaldırılması ve hükmün yukarıda belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda belirtilen nedenlerle davacının karar düzeltme isteminin kabulüne ve dairemizin 4.3.1993 gün 2409/2821 sayılı onama kararının kaldırılmasına, mahkemenin 17.11.1992 gün 1991/568 E-1992/808 K sayılı hükmünün yukarıda belirtilen nedenlerle BOZULMASINA 15.9.1993 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy