MAHKEMESİ : Nevşehir Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Eşya alacağı
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı eşya alacağı davasına dair karar, davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Uyuşmazlık, dava konusu edilen ziynet eşyalarının aynen iadesine, mümkün değilse bedelinin tahsiline ilişkindir. Mahkemece ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına, takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre temyiz eden davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince;
Davacı vekili, dava dilekçesinde, tarafların 21.07.2011 tarihinde boşandıklarını, davacıya evlilik sırasında takılan her biri 20 şer gram, 8 adet bileziğin evlilik birliği sırasında davalı koca tarafından davacıdan alınarak bozdurulmak sureti ile araba alındığını, daha sonradan iade edilmediğini belirterek bileziklerin aynen iadesini, mümkün değilse fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 14.000 TL olan bedelinin tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, davacının kendi isteğiyle davalıya haber vermeksizin ortak konutu terk ettiğini, bilezikleri giderken götürdüğünü, davanın haksız ve dayanaksız açıldığını, reddine karar verilmesini savunmuştur.
Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi hükmü uyarınca, Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkaran kimsenin iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir.
Davacı, dava konusu edilen ziynet eşyasının elinden alındığını ileri sürmüş, davalı yan ise bu iddiayı kabul etmemiştir. Hayat deneylerine göre olağan olanın bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. Diğer bir deyimle bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağana ters düşer. Diğer taraftan ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyadır. Bu nedenle evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Bunun sonucu olarak ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğu kabul edilmelidir.
Davacı, dava konusu ziynet eşyasının varlığını, evlilik birliği içerisinde bunların zorla elinden alındığını ve iade edilmediğini ispat yükü altındadır.
Olayda, davacı evlilik birliği sırasında dava konusu edilen ziynet eşyalarını davalı kocanın elinden alarak bozdurduğunu iddia ederek işbu davayı açmış ise de, bu konuda dinlettiği tanıkları, davalı tarafça takılan ziynetler konusunda davacının savlarını doğrulayacak şekilde net, açık ve ayrıntılı bilgi vermemişler, genel ve soyut beyanlarda bulunmuşlardır. Davacı iddialarını tanık beyanlarıyla kanıtlayamamakla beraber delil listesinde yemin deliline de dayanmış olduğundan davacıya ziynet eşyalarını davalının aldığı ve iade etmediği konusunda davalı yana yemin teklif etme hakkı olduğu hatırlatılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca yukarıda (2) No’lu bentte yazılı nedenlerle hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 15/05/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy