MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Önalım
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı önalım davasına dair kararın temyiz incelemesi duruşmalı olarak davalı tarafından süresi içinde istenilmekle gün tayin edilerek taraflara gönderilen davetiyelerin tebliğ edilmesi üzerine belli günde davalı vekili Av.... ile davacı vekili Av.... geldiler. Hazır bulunanların sözlü beyanları dinlendikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, önalıma konu payın iptali ve davacı adına tescili istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına ve takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir
2-Davalı vekilinin fiili taksime yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Davaya konu 1494 ada 13 parsel sayılı taşınmaz tapuda arsa niteliğinde olup, 25/69 payı ... 83/207 payı ... adına kayıtlı iken, adı geçenler 8.03.2011 tarihinde paylarını 20.000 TL bedelle davalıya satmaları üzerine, süresinde açılan işbu dava ile davacı önalım hakkının tanınmasını istemiştir. Davalı ise satış bedelinin gerçekte 100.000 TL olduğunu ve bu paranın alıcılara banka aracılığı ile ödendiğini, tapudaki değerin belediye rayicine göre belirlendiğini, satın alma tarihinden sonra yapılan imar düzenlemesi nedeniyle parselin değerinde artış olduğunu, parselin eski hissedarları arasında fiilen taksim edilmiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, tüm hissedarların katılımı ile yapılmış fiili taksim anlaşması olmadığı, bu durumda fiili taksim savunmasına değer verilemeyeceği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Önalım hakkı paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazda, paydaşlardan birisinin payını üçüncü kişiye satması halinde, diğer paydaşlara bu satılan payı öncelikle satın alma yetkisi veren bir haktır. Bu hak paylı mülkiyetin oluşması ile doğar ve satışla kullanılabilir hale gelir. Yasadan doğan bu hak bazı istisnai hallerde kullanılamaz.
Önalım davasına konu payın ilişkin bulunduğu taşınmaz paydaşlarca özel olarak kendi aralarında taksim edilip, her bir paydaş belirli bir kısmı kullanırken bunlardan biri kendisinin kullandığı yeri ve bu yere tekabül eden payı bir üçüncü şahsa satarsa, satıcı zamanında bu yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda yapılan satış nedeniyle önalım hakkını kullanması T.M.K.nun 2.maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz. Kötü niyet iddiası 14.2.1951 gün ve 17/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi, mahkemece de kendiliğinden nazara alınması gerekir. Bu gibi halde savunmanın genişletilmesi söz konusu değildir. Eylemli paylaşmanın varlığı halinde davanın reddi gerekir.
Olayımıza gelince; davalılar vekili cevap dilekçesinde fiili taksim itirazında bulunmuştur. Mahkemece yerinde yapılan keşif sonucu, fen bilirkişi tarafından hazırlanan 02.04.2012 tarihli rapor ve krokiden, taşınmazın 828 m2 yüzölçümünde ve arsa niteliğinde olduğu, parselin 196 m2 lik kısmının narenciye bahçesi, 632m2 lik kısmının ise tel çitle çevrilmiş tarla görünümünde olduğunu, bu hali ile davaya konu taşınmazın zeminde fiili olarak bölünmüş olduğunu tespit etmiştir. Her ne kadar mahkemece davacı dahil tüm paydaşların katılımı ile gerçekleşmiş fiili taksimin bulunmadığı gerekçesi ile fiili taksim savunmasına değer verilemeyeceği belirtilmiş ise de, bu değerlendirme yukarıda belirtilen esaslara uygun düşmemektedir. Zira fiili taksimin varlığı için yazılı bir taksim sözleşmesi şart olmayıp, önalıma konu payın ilişkin bulunduğu taşınmaz eski ve yeni paydaşlarca eylemli olarak taksim edilip, öteden beri öylece kullanılageldiğinin anlaşılması halinde fiili taksim olgusunun kabulü gerekir. Böyle bir durumda, önalım hakkının kullanılması yukarıda açıklandığı üzere T.M.K.nun 2.maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz. Eylemli kullanma maddi bir olgu olup, her türlü delil ile kanıtlanabilir. Ne var ki bilirkişi raporunda davaya konu parselin 196m2 lik kısmının narenciye bahçesi, 632 m2 lik kısmının ise tel çitle çevrilmiş tarla görünümünde olduğu belirtilmek suretiyle fiili taksime işaret edilmişse de mahkemece yapılan araştırma hüküm vermeye yeterli görülmemiştir. Nitekim davacı, bilirkişi raporundaki tespitin gerçeği yansıtmadığını, parselin tümünün narenciye bahçesi olup, davalının lehine delil oluşturmak amacıyla bir kısım ağaçları söktüğünü, parselin, önceki paydaşları arasında görülüp sonuçlanan davalar olduğunu belirtmiş, delil olarak söz konusu dava dosyalarına dayanmıştır. O halde mahkemece tarafların iddia ve savunmaları üzerinde durularak ilgili dava dosyaları da getirtildikten sonra mahallinde keşif yapılıp, tarafların göstermiş oldukları tanıklar da dinlenerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm verilmesi doğru değildir.
Hüküm bu nedenle bozulmalıdır.
SONUÇ:Yukarıda 2 nolu bentte yazılı nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, Yargıtay duruşması için kendisini vekille temsil ettiren davalı yararına takdir olunan 990.- TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 12.02.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy