MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tazminat
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı tazminat davasına dair karar, davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, araç kira sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı davalı ... ile aralarında 01/05/2009 tarihinde düzenlenen oto kiralama sözleşmesi gereğince davalının aracı kiraladığını, aracın hasarsız ve deposu dolu olarak müvekkili şirket tarafından davalı elçiliğe teslim edildiğini, 09.05.2009 tarihinde davalı elçilik ataşelerinden ... tarafından kullanılan aracın hasarlı kazaya karıştığını, aracın otoparka çekildiğini ve 5 gün boyunca otoparkta kaldığını, aracı müvekkilinin yaptırmak zorunda kaldığını, alkollü olarak aracı kullanan şahsın kaza yerinden firar etmesi nedeni ile kasko şirketi tarafından araç hasar bedelinin ödenmediğini, KDV dahil hasar bedeli olarak 15.495,00 TL'nin müvekkili tarafından ödendiğini, müvekkilinin yaklaşık 50 gün boyunca aracı kiraya veremediğini, maddi olarak zarara uğradığını belirterek; fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı cevap dilekçesinde davacı şirketten dava konusu aracı 1.05.2009 tarihinde ... tarafından İsrail Devleti adına büyükelçilik amaçları için kullanılmak üzere kiraladıklarını, kiralanan aracın büyükelçilik görevlilerinden ...’ye görev amaçlı olarak tahsis edildiğini Viyana Sözleşmesi'nin 31. maddesi uyarınca cezai, medeni ve idari yargıdan bağışık olan müvekkilinin hasım olarak gösterilemeyeceğini, kendisinin olay yerinden firar etmediğini iddia ederek, haksız ve yasal dayanaktan yoksun davanın Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi'nin 31. maddesi uyarınca reddedilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece davacı şirketin dava konusu aracı davalıya kiralayan şirket olduğunu ispatlayamadığı, davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesi ile davanın usulden reddine karar vermiştir.
Davacı dava konusu aracı davalı büyükelçiliğe kiraya verdiğini belirterek maddi tazminat talebinde bulunmuştur. Davalı cevap dilekçesinde dava konusu aracı kiraladığını kabul etmiştir. Mahkemece yazılı kira sözleşmesinin ibraz edilemediğinden davanın reddine karar verilmiş ise de kira sözleşmesin kurulması için bir şekil şartı bulunmadığından yazılı olabileceği gibi sözlü olarak ta yapılabilir. Davalı kira ilişkisini kabul ettiğine göre taraflar arasında dava konusu aracın davalı büyükelçiliğe kiralandığının kabulü gerekir. Bu durumda davacının aktif husumet ehliyeti bulunmaktadır.
Davada çözümlenmesi gereken diğer bir uyuşmazlık ise, davacı tarafın, yargı muafiyetinden yararlanıp yararlanmayacağı noktasında toplanmaktadır. 22 Kasım 1982 tarihinde yürürlüğe giren 2675 sayılı "Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun" ile yabancılık unsuru taşıyan Özel hukuka ilişkin işlem ve ilişkilerde uygulanacak yasa kuralları ve izlenecek yöntem açıkça belirlenmiştir. Söz konusu Yasanın "Yabancı Devletin Yargı Muafiyetinden Yararlanamayacağı Haller" başlıklı 33. maddesinde de, yabancı devlete, özel hukuk ilişkilerinden doğan hukuki uyuşmazlıklarda Yargı muafiyeti tanınmayacağı ve bu gibi uyuşmazlıklarda yabancı devletin diplomatik temsilcilerine tebligat yapılabileceği öngörülmüştür.
Burada, yabancı bir devletin özel bir şahıs gibi giriştiği özel hukuk ilişkilerinden dolayı aleyhine açılacak dava ile diplomatik temsilcilerin yargı muafiyetini birbirine karıştırmamak gerekir. Gerçekten, bu gün tüm hukuk sistemleri yabancı devletleri, hakimiyet-egemenlik-tasarrufları bakımından yerel yargıdan muaf tutmuştur. Bu itibarla, gerek Türkiye'nin taraf olduğu Viyana Sözleşmesinde ve gerekse bu hususta düzenlenmiş olan ikili ve çok taraflı anlaşmalarda kabul edilmiş olan muafiyet, diplomatik temsilcilerle ilgili olup, temsil ettikleri devlet aleyhine açılan davalar için değildir. Kaldı ki, bu yön anılan Yasanın 33. maddesinin gerekçesinde açıkça vurgulanarak, düzenlemenin Viyana sözleşmesine aykırılığının düşünülemeyeceği belirtilmiş olduğu gibi, doktrinde de öteden beri muafiyet konusundaki uygulamanın açıklandığı biçimde olması gereğine değinilmektedir.
Yabancı bir devletin Türkiye'deki büyükelçiliği, o yabancı devletin temsilcisidir. Yabancı bir devleti Türkiye'de, o devletin büyükelçiliği temsil eder. Türkiye'deki yabancı devlet büyükelçileri şahsi ilişkileri dışında temsil ettiği devlet adına da özel işlem ve sözleşmeler yapar ve yaptığı bu sözleşmelerin doğrudan sorumlusu da temsil ettiği yabancı devlettir. Özel hukuk alanında yaptığı bu sözleşmelerden dolayı da temsil ettiği yabancı devleti temsilen, büyükelçilik aleyhinde dava açılabilir.
... İsrail Devletini temsil ettiğinden olayda kira ilişkisi davacı ile İsrail devleti arasındadır. Davada dayanılan kira sözleşmesi özel hukuk işlem ve ilişkisidir. Davacı bu sözleşmeden kaynaklanan maddi tazminat isteminde bulunmuştur. Olayın taraflar arasındaki niteliğine göre, davalı devletin olayda yargı muafiyeti bulunmamaktadır. O halde iddia ve savunma çerçevesinde işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru değildir.
Hüküm bu nedenle bozulmalıdır.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 30.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy