MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İtirazın iptali ve Tahliye
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı itirazın iptali ve tahliye davasına dair karar, davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına ve takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA ve aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenden alınmasına 28/02/2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, aylık kira paralarının uzun sayılabilecek bir sürede, davacı tarafından düzenlenen faturalar karşılığında, faturaların düzenlenmesinden sonra davalı tarafından ödendikten sonra, aylık kira bedellerinin faturalarda gösterilen miktardan daha fazla olduğu ileri sürülerek fark kiranın istenip istenemeyeceği noktasındadır.
Taraflar arasında ilkin 01.08.2007 başlangıç tarihli ve 5 yıl süreli ve daha sonra 15.03.2008 başlangıç tarihli ve 5 yıl süreli kira sözleşmeleri düzenlenmiştir. Davacı tarafından, her iki sözleşmeye dayalı olarak 2009, 2010 ve 2011 yıllarına ait kira farkları, iki ayrı takip dosyası ile, kira sözleşmelerinin 6. maddesinde kararlaştırılan artış oranına göre istenmiştir.
Kira ödemelerinin aylık olarak, davacı tarafından düzenlenen faturalar karşılığında ödendiği taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir. Kira sözleşmelerinin başlangıç tarihinden itibaren konu incelendiğinde, 2007-2008 yılı aylık kira ödemelerinde bazı ayların faturalardan önce, bazı ayların faturaların düzenlenmesinden sonra ödendiği görülmüştür. 2009, 2010, 2011 yılları aylık kira ödemelerinin ise, bir ikisi hariç, tamamı ya fatura tarihi ile aynı günde yada fatura tarihinden sonra ödenmiştir. Yani kiraya veren önce faturayı düzenlemiş, aylık kira alacağını KDV'sini hesap ederek net bir rakam belirlemek suretiyle istemiş, kiracı da faturada yazılı kira bedelinin tamanını benimseyerek, kiralayananın banka hesabına yatırmıştır. Bu uygulamalar yaklaşık 3 yıl gibi uzun bir süre ihtilafsız devam etmiştir.
Takip ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK.nun 23. maddesinde; "Ticari işletmesi icabı bir mal satmış veya imal etmiş veyahut bir iş görmüş yahut bir menfaat temin etmiş tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir.
Bir faturayı alan kimse, aldığı tarihten itibaren 8 gün içinde münderacatı hakkında bir itirazda bulunmamışsa, münderecatını kabul etmiş sayılır" hükmü öngörülmüştür.
Yine takip ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun zımni kabul başlıklı 6. maddesinde "İcabı dermeyan eden kimse gerek işin hususi mahiyetinden, gerek hal ve mevkinin icabından naşi sarih bir kabule intizar mecburiyetinde olmadığı takdirde, eğer icap, münasip bir müddet içinde red olunmamış ise, akde mün'akit olmuş nazarıyla bakılır" hükmü öngörülmüştür.
Somut olayımıza az yukarıda açıklanan Kanun hükümlerinin ve açıklamaların ışığı altında dönüldüğünde; davacı kiraya veren, kira sözleşmelerine dayalı ve tek taraflı olarak düzenlediği, aylık kira bedellerini gösterir faturalarını davalıya göndermiş, davalı bu kira faturalarını karşı çıkmayarak benimsemek suretiyle, faturalarda yazılı miktarın tamamını davacının banka hesabına yatırmış ve bu uygulama yaklaşık üç yıl gibi uzun bir süre devam etmiştir. Bu durumda, taraflar arasında fatura karşılığı ödenen aylık kira bedellerinin miktarları kesinleşmiş ve sözleşmede kararlaştırılan artış oranının istenmeyeceğine dair zımni bir muvafakat oluşmuştur. Kuşkusuz davacı oluşan zımni muvafakattan vazgeçerek tekrar sözleşme hükmüne dönülmesini isteyebilir. Ancak, bunun için öncelikle davalıya sözleşme hükmünün uygulanacağına dair ihtarname göndermesi ve bundan sonra gerçekleşen kira bedelleri yönünden sözleşme hükmüne uygun talepde bulunması gerekir. Davacının böyle bir talebinin bulunmadığı dosya içeriğiyle sabit olduğundan, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne ilişkin mahkeme kararının bozulması görüşünde olduğumuzdan, onanmasına dair sayın çoğunluğun değerli görüşüne katılmıyoruz. 28.02.2013
Full & Egal Universal Law Academy