MAHKEMESİ:Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Kiralananın tahliyesi
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı tahliye davasına dair karar, davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, akde aykırılık nedeniyle sözleşmenin feshi ve tahliye istemine ilişkindir. Mahkemece dosya üzerinden davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
01.11.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK.’nun 320/1 maddesinde: “Mahkeme, mümkün olan hallerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir.” hükmü öngörülmüştür. Mahkemece, bu madde hükmü gözetilerek, dosya üzerinden karar verilmişse de, varılan sonucun maddenin yanlış yorumlanmasından kaynaklandığı anlaşılmıştır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki; anılan maddeye göre, duruşma yapmadan karar verilebilmesi için, hukuken bunun mümkün olması gerekir. Başka bir anlatımla, ancak hukukun cevaz verdiği hallerde duruşma açmadan dosya üzerinden karar verilebilir. (Örneğin ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları gibi) veya kanunun duruşma açılmadan dosya üzerinden karar verilmesinde hakime takdir hakkı tanındığı hallerde dosya üzerinden karar verilebilir. (Örneğin İİK.’nun 17-18. maddelerinde öngörülen şikayet davası gibi) Kanunun açıkça duruşma açılarak yargılama yapılmasını emrettiği hallerde dosya üzerinden karar verilemez.
Bilindiği üzere HMK.’nun, hukuki dinlenme hakkı başlıklı 27. maddesi uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir.
Bu kapsamda kural olarak, duruşma yapılması zorunlu olan çekişmeli yargıda hakim, kanunun gösterdiği istisnalar dışında tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez.
Hukuki dinlenme hakkının gereği olarak, taraflar duruşmaya çağrılmadan hüküm verilememesi, Anayasanın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin, doğal bir sonucudur. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılama hakkının da en önemli unsurudur.
Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan T.C.Anayasa’nın 36. maddesi ile 6100 Sayılı HMK.’nun 27. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, mahkemece davalı taraf, dinlenmek ve savunması alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır.
Olayımıza gelince, mahkeme tarafından davalı vekiline 25/06/2012 tarihinde dava dilekçesi ve tensip zaptı tebliğ edilmiştir. Tebliğ zarfı üzerinde HMK.nun 317/2maddesi gereğince 2 hafta içerisinde cevap dilekçesini sunması için süre verilmiştir. Davacı vekiline de 26/06/2012 tarihinde tensip zaptı tebliğ edilerek delillerini sunmasını ihtar edilmiş, davacı vekili 09/07/2012 havale tarihli delil dilekçesini ibraz etmiştir. Davalı vekilinin 05/07/2012 havale tarihli cevaplarını ve delillerini içerir dilekçeyi ibraz ettiği görülmüştür. Mahkemece taraflar ve vekilleri davet edilmeksizin HMK.nun 320/1 maddesi gereğince dosya üzerinden celse açılarak davanın reddine karar verilmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, duruşma açılmak, taraflar ve vekilleri davet edilmek suretiyle inceleme yapılması gerekirken, dosya üzerinde inceleme yapılarak, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Karar bu nedenle bozulmalıdır.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 15.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.