MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 6. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 27/06/2013
NUMARASI : 2013/402-2013/512
İcra mahkemesince verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı karar, davacı ve davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, kira bedellerinin tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın kaldırılması ve tahliye istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş olup, karar davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı alacaklı 17.02.2012 tarihinde başlattığı haciz ve tahliye istemli icra takibinde; aylık 2.420,00 TL’den 2012 yılının Şubat ayı kira parası ile muacceliyet koşulu uyarınca muaccel hale gelen Şubat ve Aralık 2012 ayları arası kira paraları toplamı 26.620,00 TL’nin tahsilini talep etmiştir. Ödeme emri davalıya 23.02.2012 tarihinde tebliğ edilmiş, borçlu yasal süredeki itirazında borca itiraz ederek, borcu olmadığını ayrıca muacceliyet koşulunun uygulanmayacağını bildirmiştir. Yapılan yargılama sonucu mahkemenin 18.10.2012 tarihli kararıyla T.B.K yürürlüğe girmediği ve yapılan ödemelerin icra müdürlüğünce dikkate alınacağı gerekçe gösterilerek davanın kabulü ile itirazın kaldırılması ve kiralananın tahliyesine karar verilmiş, Dairemizin 05.02.2013 tarih ve 2012/18198 Esas ve 2013/1651 Karar sayılı ilamı ile; Türk Borçlar Kanunu'nun 346.maddesi uyarınca takip tarihine kadar kiraların ödendiği bu nedenle de muacceliyet şartının gerçekleşmediğinden bahisle davanın reddi gerektiğinden bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece iş bu Yargıtay İlamına uyma kararı verilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Takibe dayanak yapılan ve hükme esas alınan 01.01.2002 başlangıç tarihli ve 1 yıl süreli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bu sözleşme kiraya veren davacı N.. T.. ile kiracı davalı İ.. K.. arasında imzalanmıştır. Kira sözleşmesinde aylık kira bedelinin 1.400,00 tl olduğu her ayın ilk beş gününde peşin olarak ödeneceği yıllık enflasyon oranında artış yapılacağı sözleşmenin özel şartlar 7. maddesinde ise, bir kira süresinde ödenmediği takdirde gelecek kiraların muacceliyet kespedeceği hükmüne yer verilmiştir.
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 346.maddesinde; kiracıya kira bedeli ve yan giderler dışında başka bir ödeme yükümlülüğü getirilemeyeceği, özellikle kira bedelinin zamanında ödenmemesi halinde ceza koşulu ödeneceğine veya sonraki kira bedellerinin muaccel olacağına ilişkin anlaşmaların geçersiz olduğu, 6101 Sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun Geçmişe etkili olma başlıklı 2.maddesinde; Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kurallarının gerçekleştikleri tarihe bakılmaksızın bütün fiil ve işlemlere uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Kiracıyı koruma amacıyla getirilen TBK.nun 346.maddesindeki bu yasal düzenlemenin kamu düzenine ilişkin olduğu kuşkusuzdur. Bununla birlikte 6217 Sayılı
Yasanın geçici 2.maddesinde değişiklik yapan 6353 Sayılı Yasanın 53.maddesine göre; kiracının Türk Ticaret Kanunun'da tacir olarak sayılan kişiler ile özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişileri olduğu işyeri kiralarında 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 323, 325, 331, 340, 343, 344, 346 ve 354'ncü maddelerinin 1.7.2012 tarihinden itibaren 8 yıl süreyle uygulanamayacağı, bu halde kira sözleşmelerinde bu maddelerde belirtilmiş olan konulara ilişkin olarak sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümlerinin tatbik olunacağı da öngörülmektedir.
Somut olayda yapılan yargılamada davacı tarafından davalının tacir olduğu iddiasında bulunulmuştur. Mahkemece 05.02.2013 tarih ve 2012/18198 Esas ve 2013/1651 karar sayılı bozma doğrultusunda davanın reddine karar verilmiş ise de; T.B.K’nun 346. Maddesinde yapıldığı gibi davalının tacir olup olmadığı araştırılmadan karar verildiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar bozma doğrultusunda bir karar verilmiş ise de, hükmüne uyulan bozma kararı maddi hataya dayandığından kazanılmış hak oluşturmaz.
T.T.K.'nun 14.maddesine göre “bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir.” Aynı yasanın 17.maddesi hükmünce de; “iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri tacir değildir.” düzenlemesi yer almaktadır. 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun 3’üncü maddesinde, Esnaf ve sanatkâr, ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak ifade edilmiştir. Ayrıca TTK’nun 1463.maddesinde de, önce 17.maddeye gönderme yapılarak, Bakanlar Kurulunun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17.maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir.
Gerçekten, 19.02.1986 tarih 19024 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile T.T.K.'nun 1463.maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre;
1- Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177.maddesinin 1.fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar,
2- Vergi Usul Kanunu’na istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır.
Somut olayımızda; geri çevirme kararı gereğince davalının Ticaret Odasına kayıtlı olduğu bildirilmiştir. Mahkemece yukarıda yazılı olan ilkeler de gözetilerek davalının tacir olup olmadığı üzerinde durularak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı karar verilmesi doğru değildir.
Karar bu nedenle bozulmalıdır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü kararın yukarda yazılı nedenlerle 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428 ve İİK.nın 366.maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalının temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 20.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy