(5237 S. K. m. 53, 62, 149, 150, 168) (5275 S. K. m. 98, 101) (5252 S. K. m. 9) (765 S. K. m. 31, 33, 59, 497, 522)
Dava: Yağma suçundan hükümlü Ramazan Sütcü hakkında verilen mahkumiyet hükmünün kesinleşmesinden sonra 5237 sayılı TCK.nun lehe hükümlerinin uygulanmasının talep edilmesi üzerine dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda; 5237 sayılı TCY.nın 149/1-a-h, 150/2, 62/1, 53. maddeleri gereğince 4 yıl 2 ay hapis cezası ile mahkumiyetine ilişkin Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 17.06.2005 tarihli kararın Yargıtay'ca incelenmesi hükümlü tarafından istenilmiş olduğundan, dava evrakı C. Başsavcılığından bozma isteyen 27.02.2006 tarihli tebliğname ile 06.03.2006 tarihinde Daireye gönderilmekle okunarak gereği görüşülüp düşünüldü:
TÜRK MİLLETİ ADINA
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yasanın 98 ve 101/1. maddeleriyle 5252 sayılı Türk Ceza Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasanın 9/1. maddesi uyarınca kural; lehe yasanın belirlenmesi ve uygulanmasına ilişkin kararların dosya üzerinden verilmesidir.
Ancak;
a- Önceki yasaya göre, sonraki yasa suçun öğelerinde değişiklik yapmışsa,
b- Önceki yasanın türü veya süresi bakımından erteleme dışında bıraktığı ceza, yeni yasa tarafından erteleme kapsamına alınmışsa,
c- Önceki yasaya göre temel ceza alt sınırdan belirlenmişken, yeni yasa uygulanırken alt sınırın üzerinde ceza saptanması konusunda veya alt ve üst sınırlar konulmuş artırıcı yada eksiltici bir hüküm uygulanmasında bir oranın belirlenmesi için mahkemece takdir hakkının kullanılması, böylece bireyselleştirme yapılması zorunluysa, duruşma açmak suretiyle tüm bunların neden ve gerekçeleri de gösterilerek hüküm kurulması gerekir.
İnceleme konusu karara gelince;
Ramazan Sütcü'nün, Dairemizin 17.4.2003 gün ve 2002/18042 - 2003/1765 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.3.2002 gün ve 2001/67 - 2002/52 sayılı kararıyla, olay günü saat 22.00 sıralarında, yakınanın konutuna gelerek bir süre sohbet ettikten sonra, üzerinde bulunan ve takdiri kıymeti 25-30 milyon lira civarında olan altın zinciri istediği, yakınanın itiraz etmesi üzerine bıçak ile yakınana saldırdığı ve boynundan çekip aldığı, ertesi gün yakınanın tanık Sait Toker ile birlikte gezerken, tesadüfen sanık ile karşılaşmaları ve yakınanın altın zincirini istemi üzerine, sanığın cebinden çıkartıp vermesi biçiminde gerçekleşen eylemlerinden dolayı, 765 sayılı TCY.nın 497/1, 59/2, 31 ve 33. maddeleri gereğince 12 yıl 6 ay ağır hapis cezası ile hükümlendirildiği, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY.nın uygulanması istendiğinde; 5237 sayılı TCY.nın 149/1-a-h maddesi gereğince 10 yıl hapis cezasına hükmolunup, aynı Yasanın 150/2. maddesi uyarınca 1/2 oranında indirim yapılıp, 62/1. maddesi gereğince 1/6 oranında indirim yapılarak sonuçta 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiğinin anlaşılması karşısında;
1- Geceleyin yakınanın konutuna gelerek bir süre sohbet ettikten sonra, üzerinde bulunan ve takdiri kıymeti 25-30 milyon lira civarında olan altın zinciri istemesi, yakınanın itiraz etmesi üzerine bıçak ile yakınana saldırıp boynundan çekip alması biçiminde gerçekleşen eyleminin, 5237 sayılı TCY'nın 149/1-a-d-h maddesine aykırılık oluşturduğu ve aynı maddenin birden fazla bendine aykırılık oluşturan yağma eylemi nedeniyle 5237 sayılı TCY.nın 61. maddesi uyarınca temel ceza belirlenirken anılan bentlerin değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
2- Sanığın, yakınanın takdiri kıymeti 25-30 milyon lira civarında olan altın zincirini bıçak zoruyla boynundan çekip aldıktan sonraki gün, yakınan ve tanık Sait Toker ile tesadüfen karşılaştıklarında, yakınanın altın zincirini istemesi üzerine, sanığın cebinden çıkartıp vermesi ve yakınmanın da bulunmaması nedeniyle, hükümden sonra 29.6.2005 gün ve 5377 sayılı Kanun ile değişik 5237 sayılı TCK.nun 168/3-4. maddesi uyarınca, sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu,
3- 5237 sayılı TCY.nın 150. maddesinin 2. fıkrasındaki malın değerinin azlığı kavramının, 765 sayılı TCY'nın 522. maddesindeki hafif ve pek hafif ölçütleriyle her iki maddenin de cezadan indirim sağlaması dışında benzerliği bulunmadığı, değerin azlığı anılan yasaya özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, bunun; daha çoğunu alabilme olanağı varken, yalnızca gereksinmesi kadar (örneğin: birkaç meyve veya ekmek, yiyecek; bir iki defter kalem sigara, bira ve benzeri), değer olarak da az olan şeyi alma durumunda olayın özelliği ve sanığın kişiliği de değerlendirilerek yasal ve yeterli gerekçeleri gösterilmek suretiyle uygulanabileceği ve uygulanması durumunda 1/3'ten-1/2'ye kadar indirim olanağı sağladığı, böylece anılan maddenin uygulanıp uygulanmayacağının ve uygulanması söz konusu olduğunda da oranın belirlenmesinde bireyselleştirme amacına yönelik takdir hakkının kullanılması için duruşma açılarak hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,
4- 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddesi uyarınca hükümlü yararına olan hükmün, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümlerinin somut olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle bulunacağı gözetilerek, yağma suçu nedeniyle 5237 sayılı TCY.nın 61. maddesindeki ölçütler dikkate alınarak temel cezanın ne şekilde saptanması artırım ve indirim oranının takdiri ile bireyselleştirmenin yapılması için duruşma açılmasının zorunlu bulunduğu gözetilmeden, dosya üzerinden yazılı şekilde karar verilmesi,
5- Sanığın soy isminin gerekçeli karar başlığına kaydına uygun biçimde yazılmaması,
Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, hükümlü Ramazan Sütcü'nün temyiz itirazı ve tebliğnamedeki düşünce bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, infaz aşamasında verilen uyarlama kararlarının kazanılmış hak oluşturmayacağının gözetilmesine 21.12.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy