(5237 S. K. m. 43, 106, 150) (5271 S. K. m. 326)
Dava: Yerel Mahkemece verilen hüküm sanık M. Ö. savunmanları tarafından duruşmalı olarak da temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre tayin edilen günde yapılan duruşma sonunda dosya okunarak gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Soruşturmanın sonuçlarını içeren tutanaklar, belgeler ve sanık M. Ö. yönünden duruşmalı inceleme sırasında ileri sürülen savunma doğrultusunda yapılan incelemede;
Olay tarihinde sanıkların Ankara-Keçiörengücü Spor Kulübü AŞTİ Otopark İşletmesinde müdür, müdür yardımcısı, koruma amiri ve denetim kontrol amiri olarak görev yaptıkları, katılanların ise aynı işletmede işçi olarak çalıştıkları, katılanların aşamalarda özetle, olay günü sanıkların silah tehdidi ile kendi yakınlarını işe alabilmek amacıyla zor kullanarak istifa dilekçelerini imzalattırdıklarını, bu yüzden işten ayrılmak zorunda kaldıklarını iddia ettikleri, sanıkların ise aşamalarda özetle, katılanların uzunca bir süredir hırsızlık yaptıklarından kuşkulandıklarını, otoparka gelen araç sahiplerinden para alıp karşılığında fiş vermediği yönünde ihbarlar aldıklarını ve bu durumu kamera ile saptadıklarını, olay günü de sanıkları çağırıp durumu aktardıklarını, şikayetçi olmayacaklarını, kendi rızalarıyla işten ayrılmalarını istediklerini, katılanlarında kendi istekleriyle istifa dilekçesi verip işten ayrıldıklarını savundukları anlaşılmıştır.
Dosya içeriğine göre, katılanların 30.12.2004 tarihli istifa dilekçelerine dayanılarak işten çıkartıldıkları, ancak 28.01.2005 tarihli değişik iş mahkemelerine iş akdinin feshinin geçersizliği ve işe iade edilmeleri istemleriyle dava açtıkları ve açılan bu davaların bir kısmını kazandıkları, iş mahkemelerinde açılan bu davalar devam etmekte iken tarafların çalıştıkları otoparkı işleten Keçiörengücü Spor Kulübü vekili tarafından 13.04.2005 tarihli dilekçe ile katılanların işletmede çalıştıkları süre içinde zimmetlerine para geçirdikleri iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu ve soruşturmaya başlandığı, bu kez katılanlar vekili tarafından olayın üzerinden yaklaşık beş ay gibi uzun bir süre sonra sanıklar hakkında bu kamu davasının açılmasına neden olan söz konusu istifa dilekçelerinin zorla imzalatıldığına ilişkin 09.05.2005 tarihli şikayet dilekçesi verildiği, mahkemece katılanların iddiasını doğruladığı ifade edilen ve bu nedenle anlatımları hükme dayanak yapılıp aynı işyerinde çalışan tanıklar A. A.'ın 01.02.2005, B. N.'ün ise 11.04.2005 tarihinde işten çıkartıldıkları, hatta sanıkların tüm aşamalardaki iddialarına göre tanık A. A.'ın para çalınması eyleminde katılanlarla birlikte hareket edip onları yönlendirdiğinin iddia edildiği, gerek İş Mahkemelerindeki davalarda, gerekse bu soruşturma ile ilgili dosyada katılanların iddiasını doğrulayan tanıklar olarak kabul edilen adı geçen tanıkların ifadelerini işten çıkartıldıktan sonraki işveren veya temsilcileri yani sanıklarla husumetli oldukları dönemde verdikleri, kaldı ki katılanlar ve anılan tanıklarca olay sırasında aynı yerde bulunduğu kabul edilen ve aynı işyerinde çalışan bir kısım tanıklar dinlenmediği gibi, dinlenen tanıklardan A. U., Y. A. G. ve S. Ç. tarafından katılanların zor iddiasının doğrulanmadığı , hükmün en önemli dayanağını oluşturan tanık B. N.'ün 30.10.2007 tarihli dilekçesinde yalan tanıklıktan dolayı soruşturmaya maruz kalacağı hususunu gözönüne alarak sanıklardan M.'in kendisini işten çıkardığı için daha önceki anlatımlarında yalan söylediğini, katılanların tazminat aldıkları takdirde pay vermeyi vaat ettiklerini beyan ettiği, hatta temyiz dilekçesine ekli belgelerden anlaşılacağı üzere, bu tanık hakkında bu dava dosyasındaki ifadelerinden dolayı hakkında yalan tanıklık nedeniyle Ankara 27. Asliye Ceza Mahkemesine 2008/659 esas sayılı dava dosyasında kamu davası açılıp yargılamanın devam ettiği, tanık B. N.'ün hakkında yalan tanıklık nedeniyle açılan bu dava dosyasında soruşturma ve kovuşturma evresinde ceza alabileceğini de gözeterek Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesindeki bu dosya ile ilgili beyanlarının gerçeği yansıtmadığını, kendisine para teklif edildiğini, ayrıca işten çıkartmaları nedeniyle sanıklara kızgın olduğunu, bu nedenle katılanların isteği doğrultusunda ifade verdiğini beyan ettiği, katılanlar ile tanıklar A. ve B.'ın aşamalardaki hem İş Mahkemelerindeki hem de bu dosyadaki anlatımları arasında özde değişiklik olmamakla birlikte, önemli ayrıntılar bakımından farklılıklar gözlemlendiğinin anlaşılması karşısında; katılanlar ile sanıklar arasında önceye dayalı anlaşmazlık bulunması, katılanların ceza yaptırımına neden olabilecek şekildeki eylemlerinden dolayı sanıklar tarafından işten çıkartılmak istendiğinin iddia edilmesi, katılanların iddiasına dayanak yapılan tanıklar A. A. ve B. N.'ün aynı işveren tarafından işten çıkartılmaları nedeniyle sanıklarla arasında husumet bulunması ve tanık B. N.'ün sonraki aşamalarda anlatımlarından dönmesi, olay yerinde bulunduğu kabul edilen bir kısım tanıkların sanıkların savunmalarını doğrulaması, katılanların olaydan sonra işe iade nedeniyle açtıkları davalarda avukat yardımından faydalanmalarına karşın, silahla tehdit edilerek zorla istifa dilekçeleri imzalatılması gibi önemli bir eyleme maruz kaldıklarını iddia ettikleri halde, olayın hemen ertesinde şikayetçi olmayıp, kendileri hakkında zimmet suçlamasıyla aleyhlerine suç duyurusunda bulunulmasından ve eylem tarihinden beş ay gibi uzunca sayılabilecek bir süreden sonra şikayet dilekçesi vermeleri nedeniyle beyanlarının kuşkulu ve hükme dayanak yapılamayacağı, sanıkların yüklenen suçları işlediklerini gösterir her türlü kuşkudan uzak, hükümlülüklerine yeterli, kesin ve inandırıcı kanıtların bulunmadığı, evrensel bir hukuk prensibi olan "kuşkudan sanık yararlanır" ilkesi gereğince de sanıkların beraatleri yerine, yazılı gerekçelerle hükümlülük kararı verilmesi,
2- Kabul ve uygulamaya göre de;
a- Suça konu zorla imzalatıldıkları iddia edilen istifa dilekçelerinin 5237 sayılı TCY'nın 148/2.maddesinde belirtilen kendisini veya başkasını borç altına sokabilecek nitelikte belgelerden olmadığının gözetilmemesi,
b- Sanıkların tüm aşamalarda, katılanların olay öncesinde AŞTİ otoparkına araçlarıyla gelen müşterilerden para alarak karşılığında fiş vermediklerini, bu yolla haksız kazanç elde ettiklerini bu durumu kamera ile tespit ettiklerini ve olay günüde katılanlarla konuşup yaptıkları yolsuzlukları saptadıklarını, durumu adli mercilere intikal ettireceklerini, kendi rızalarıyla istifa etmeleri durumunda işlem yapmayacaklarını savunmaları karşısında; her ne kadar sanıklar tarafından iddialarına kanıt olarak gösterilen kamera kayıtlarının çekim kalitesi bakımından içeriği tam olarak anlaşılamamakta ise de; sanıklar hakkında 5237 sayılı TCY'nın 150/1.maddesi aracılığıyla aynı Yasanın 106/2-a,c, 43/2. maddelerinin uygulanıp uygulanmayacağının kararda tartışılmaması, c- 5271 sayılı CMK.nun 326/2. maddesi uyarınca birlikte işlenmiş suç nedeniyle mahkum edilmiş olan sanıkların sebebiyet verdikleri yargılama giderlerinden ayrı ayrı, ortak yargılama giderlerinden de paylarına düşen miktarda eşit olarak sorumlu tutulmaları gerektiğinin düşünülmemesi,
Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanıklar M. Ö., K. E., O. Ö. ve T. T. savunmanlarının temyiz dilekçelerinde, sanık M. Ö. savunmanları Av. Basri Aydın ile Av. Mustafa Hisar'ın duruşmada ileri sürdüğü tüm itiraz ve savunmaları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, sanık M. Ö. yönüyle duruşmalı temyiz incelemesi yapılan hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, ilişkin oybirliğiyle verilen karar 25/03/2009 gününde Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet Kaya'nın katıldığı oturumda, sanık ve savunmanlarının yokluklarında açıkça ve yöntemince okunup anlatıldı. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy