(7201 S. K. m. 11) (5271 S. K. m. 150)
Dava: Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.06.2009 günlü kenar yazısı ile Daireye gönderilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç gününe göre dosya görüşüldü:
Karar: Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 18.03.2008 tarihli 2008/9-7-56, 13.05.2008 tarihli 2008/10-101-113 ve 16.06.2009 tarihli 2009/57-168 s. kararlarında açıklandığı üzere, Mevzuatımızda zorunlu müdafiilik sistemini öngören kanunun amacı, kendisini savunmak için yeterli maddi olanağı bulunmayanların bu hakkı kullanamamalarından kaynaklanabilecek olası hak kayıplarının önlenmesi, dolayısıyla da savunma hakkının etkin kullanılabilmesinin sağlanması suretiyle adil yargılanmanın gerçekleştirilmesidir. Bunun doğal sonucu olarak, maddi olanakları elverişli olan sanık nasıl ki vekaletname vermek suretiyle dilediği avukatı serbestçe tayin edebiliyorsa, parası olmayan sanığın da aynı biçimde müdafiiliğini üstlenecek avukatını serbestçe belirleyebilmesi, en azından kendisine tayin edilen avukatı beğenmediğinde değiştirme hakkının bulunması, daha da ötesi, görülmeye başlayacak davada kendisine müdafii olarak bir avukat atanacağının sanığa bildirilmesi gereklidir. Kendisine müdafii atandığını dahi bilmeyen ya da kendisine müdafii atanmakla birlikte beğenmediği takdirde bu avukatın değiştirilmesini isteme hakkına sahip bulunmayan bir sanığın, atandığını dahi bilmediği veya beğenmediği durumda muhatap olmak zorunda kaldığı müdafiin bütün tasarruflarından sorumlu tutulması gerektiğini veya bu müdafiin yaptığı bütün işlemleri peşinen kabul etmiş sayılacağını söylemek nasıl mümkün değilse, böyle bir halde savunma hakkının tam anlamıyla kullanılabileceğini düşünmek de olası değildir.
Kendisine zorunlu bir müdafii görevlendirileceğinin sanığa bildirilmediği ve sanığın bu konudaki iradesine değer verilmediği ya da başka bir ifadeyle sanığın bu konudaki iradesinin dosya kapsamından anlaşılamadığı durumlarda hükmün müdafii yanında sanığın kendisine de tebliğinin adil yargılanma hakkının bir gereği olduğu kabul edilmelidir. Bu sebeple Kendisine zorunlu savunman atandığından sanığın haberdar edilmediği durumlarda, zorunlu savunmana yapılan tefhim veya tebliğ kendisine bağlanan hukuki sonuçları doğurmaz.
Bununla birlikte, kendisine zorunlu müdafii atanacağının sanığa bildirildiği ve sanığın da buna herhangi bir itirazının bulunmadığı durumlarda; zorunlu müdafie yapılan tefhim veya tebliğ işlemlerinin aynen vekaletnameli müdafiide olduğu gibi geçerli olacağı ve gerek tefhime, gerekse tebliğe bağlı olan sürelerin işlemeye başlayacağı açıktır. Dolayısıyla, böyle durumlarda Tebligat Kanununun 11. maddesi uyarınca işlem yapılması gerekeceğinden, tebligat asile değil vekile (müdafie) yapılmalıdır.
İnceleme konusu somut olaya gelince; sanıklar M. P., M. M. ve arkadaşı hakkında açılan kamu davasının yapılan yargılaması sırasında adı geçen sanıklara 5271 s. CMK'nun 150/3. maddesi gereğince mahkemenin istemi üzerine savunman atandığı, yüzüne karşı tefhim edilen kararı sanıkların atandığından haberdar olmadığı bu savunman tarafından temyiz edilmediği, yapılan bu tefhimin kendisine zorunlu müdafii atandığından haberdar edilmeyen adı geçen sanıklar açısından hukuksal sonuç ifade etmediği gibi, kararın sanıklara tebliğine ait belgeye de dosya içinde rastlanılamadığının anlaşılması karşısında;
Sonuç: Ümraniye 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 18.10.2006 günlü, 2005/19-2006/811 s. Kararının sanıklar M. P. ve M. M.'ye başvurulacak kanun yolu, süresi, mercii ve şeklini gösterir açıklamalı tebligat ile usulüne uygun olarak tebliği ile bu belge ve sunarlarsa temyiz dilekçesi de eklendikten ve bu konuda ek tebliğname düzenlendikten sonra incelenmek üzere Dairemize gönderilmesi için, dosyanın Yargıtay C.Başsavcılığına İADESİNE, 18.02.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy