(5237 S. K. m. 31, 61, 168) (1412 S. K. m. 326)
Dava: Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Karar: Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak,
1- Oluş ve dosya kapsamına göre; olay gecesi demir yolu üst geçidinde yürümekte olan yakınanın yanına sanıkların gelerek etrafını çevreleyip, görüşme bahanesi ile cep telefonunu istedikleri, yakınan vermek istemeyince sanık A. biz burada iki ay önce kafe yaktık, bizi herkes tanır, telefonu ver şeklinde tehdit etmesi ve sanık A.'nin de yakınanın elindeki telefonu alıp uzaklaşmaları biçiminde gerçekleşen eylemin yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeyerek, delillerin takdiri ve suç vasfının belirlenmesinde yanılgıya düşülerek yazılı biçimde karar verilmesi,
2-) Kabule göre de: sanık Ö. C. hakkında yapılan uygulamada. T.C.K.nın 61. maddesine aykırı olarak anılan Kanunun 31/3. maddesinin 168. maddesinden sonra uygulanması.
Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanıklar savunmanlarının temyiz itirazları ve tebliğnamedeki düşünce bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan sebeplerle Bozulmasına, 5320 Sayılı Kanunun 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 Sayılı C.M.U.K.nın 326/son maddesi gereğince ceza süresi bakımından kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, 06.06.2013 tarihinde üye A. S. E.'un muhalefetine karşın oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
4.1.2007 olan suç tarihi itibarıyla, 1987 doğumlu mağdur K. S. ve sanıklardan Ö. C. 16-18 yaş grubu içerisinde olup, 1987 doğumlu diğer sanıklar A.Ö. ve A. T. 18 yaşından büyüktür. Olay gecesi demiryolu üst geçidinde yürüyen mağdurdan telefonunu isteyen, aldıklarında sim kartını teslim eden, ancak telefonu geri vermeyerek giden sanıkların eylemleri, T.C.K.nin 141/1. maddesine mümas hırsızlık suçunu oluşturmaktadır. Soruşturma aşamasında sanık A. T.'un Biz burada iki ay önce kafe yaktık, bizi herkes tanır, telefonunu ver dediğini, sanık A. Ö.'in de elindeki telefonu aldığını söyleyen mağdur, kovuşturma aşamasında Sanıkların kendisini tehdit etmediklerini beyan etmiştir. Sanıkların eylemleri, yağma suçunda olması gereken korku ve endişe yaratma boyutlarına ulaşmamış, cebir ve tehdit unsurları gerçekleşmemiştir. Dolayısıyla mahalli mahkemenin suçun sübutuna ve vasıflandırmasına dair tespitleri yerindedir. Mahalli mahkeme, çoğunluk kararında da belirtildiği üzere sadece, sanık Ö. C. hakkında T.C.K.nin 61. maddesine aykırı olarak 31/3. maddeyi 168. maddeden sonra hatalı uygulamıştır. Bu durumda, 19.7.2007 olan karar tarihinden inceleme tarihine kadar geçen süre içerisinde, suç tarihine göre 16-18 yaş grubu içerisinde bulunan sanık Ö. C. yönünden. T.C.K.nin 66/1-e, 2. maddesinde yazılı 5 yıl 4 aylık zamanaşımı süresi dolmuştur. Açıklanan sebeplerle sanıklar A. Ö. ve A. T. hakkındaki kararın onanması. C. Ö. hakkındaki kararın zamanaşımı sebebiyle bozulması, ancak bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, davanın düşmesine karar verilmesi gerektiği görüşündeyim. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy