(AİHS m. 6) (2709 S. K. m. 90) (5237 S. K. m. 53) (5271 S. K. m. 74, 150, 324, 325) (5320 S. K. m. 13)
Dava: Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1- Olay tarihinde sanıklar (T.G.) ve (E.Ö.)'in kimliği tespit edilemeyen suç arkadaşları ile birlikte yakınanı takibe aldıkları, mağdur (F.K.)'ın döviz bürosundan çıkması ile birlikte kol çantasının fermuarının sanık (T.G.) tarafından açılıp 150 milyon TL'nin alındığı anda, durumu fark eden adı geçen mağdurun sanığı yakaladığı, ancak sanık (T.G.)'in yakınanın elinden kurtulmak için yumruk ile mağdura vurarak yaraladığı, mağdur (F.K.)'ın yardım istemesi üzerine mağdur (M.Y.)'ın olay yerine geldiği ve sanık (T.G.)'i omuzlarından tuttuğu, adı geçen sanığın elindeki para destesini yere fırlattığı, sanık (E.Ö.) ve kimliği tespit edilemeyen suç arkadaşları tarafından yere dağılan paraları toplayarak kaçtıklarının anlaşılması karşısında; sanıkların hırsızlık yapmak için anlaştıkları eylemin sanık (T.G.)'in suça konu paraları aldıktan sonra kendisini ve paraları kurtarma kastı ile yakınanı yaralaması ve elinde bulunan paraları yere atıp diğer sanık (E.Ö.) ve suç arkadaşlarının almalarını sağlaması, hırsızlık suçu olarak başlayan eylemin zor kullanılması suretiyle yağma suçuna dönüştüğü, bu aşamada sanık (E.Ö.)'in yere dağılan paraları alıp kaçması ile yağma suçuna asli olarak da iştirak ettiği gözetilip yağma suçundan mahkumiyeti yerine yazılı şekilde hüküm kurulması;
2- Yağma suçunun birden fazla kişi tarafından birlikte işlendiği gözetilmeden, sanık (T.G.) hakkında 5237 sayılı TCK.nun 149/1-c maddesi yerine 148/1. maddesiyle hüküm kurulması,
3- Yakınan (F.K.)'ın soruşturma aşamasında Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu 20.07.2004 havale tarihli dilekçe içeriğine göre, zararının tamamının sanık (T.G.)'in yakınları tarafından karşılandığının anlaşılması karşısında; oluşa uygun olmayarak, kovuşturma aşamasında zararın giderildiğinin kabulü suretiyle sanığa fazla ceza verilmesi,
4- Yasa koyucu, suç işlememiş olmasına karşın hakkında çeşitli nedenlerle ceza soruşturması yapılan ve bu süreçte kendisini yeterince savunamayacağı varsayılan bazı kişilerin yargılanmalarının adil yapılabilmesinin sağlanması ve bu durumda olan kişilerin ceza almamalarındaki toplumsal yararı gözeterek, istemleri olmasa dahi zorunlu olarak müdafii atanmasını düzenlemiştir. Bu duruma 5271 sayılı Yasanın 74/2 ve 150. maddeleri örnek olarak gösterilebilir.
5320 sayılı Yasanın 13/1. maddesinde, Ceza Muhakemeleri Kanunu gereğince soruşturma ve kovuşturma makamlarının istemi üzerine baro tarafından görevlendirilen müdafii ve vekile ücret ödeneceği, bu ücretin yargılama giderlerinden sayılacağı, 5271 sayılı CMK.nın 324. maddesinde yargılama giderlerinin neleri kapsayacağı ve aynı Yasanın 325. maddesinde de, bütün yargılama giderlerinin cezaya ya da güvenlik tedbirine mahkum edilen sanığa yükleneceğinin düzenlenmiş olmasına karşın, Avrupa İnsan Haklarıözleşmesi'nin 6/3-c maddesinde, her sanığın kendini savunmaktan başka, kendisinin seçeceği ya da mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından, yararlanma hakkına da sahip olduğu belirtilmiş ve TC Anayasa'sının 90. maddesinin son fıkrasında usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş uluslararası sözleşmelerin yasa gücünde olduğu, Anayasaya aykırılıklarının ileri sürülemeyeceği ve temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası sözleşmelerle yasaların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda uluslararası sözleşme hükümlerinin esas alınacağı belirtilmiştir. Anılan maddeye göre, hakim uyuşmazlıklarda, temel hak ve özgürlükleri düzenleyen ulusal yasalarla, uluslararası sözleşmelerin çelişmesi durumunda şüphesiz ki uluslararası sözleşme hükümlerine göre hareket etme durumundadır.
Bu açıklamalar ışığında;
Mahkemece 5271 sayılı Yasanın 150/3. maddesi uyarınca, sanık (E.Ö.)'in savunmasını yapmak üzere zorunlu savunmanın görevlendirilmesi nedeniyle, savunmana ödenen avukatlık ücretinin, sanığa, yargılama gideri olarak yükletilmesine karar verilmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6/3-c maddesindeki düzenlemeye açıkça aykırı olduğunun gözetilmemesi,
5- Sanık (T.G.) hakkında; TCK'nun 53. maddesinin 2. fıkrası uyarınca hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar aynı maddenin 1. fıkrasında öngörülen hakları kullanmaktan yoksun kılınmasına, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca da kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından, söz konusu yasaklamanın koşullu salıverilen sanık hakkında uygulanmamasına karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde hükmolunması,
Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanıklar (E.Ö.) ve (T.G.) savunmanlarının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle istem gibi BOZULMASINA, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK'nun 326/son maddesi uyarınca hükmolunan cezaların süresi bakımından sanıkların kazanılmış haklarının korunmasına 23.10.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy