(743 S. K. m. 2, 659) (YİBK 14.02.1951 T. 1949/17 E. 1951/ K.)
Dava: Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan şufa davasına dair karar davacılar tarafından süresi içerisinde temyiz edilmiş olmakla; dosyadaki tüm kağıtlar okunup, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, şufalı payın iptali ile davacılar adına tesciline ilişkindir. Mahkeme, davayı reddetmiş ve hüküm davacılar vekili tarafından temyiz olunmuştur.
Şufalı payın ait olduğu taşınmaz; paydaşlarca özel olarak taksim edilip, her bir paydaş belli bir kısmı kullanırken, bunlardan biri kendisinin tasarrufundaki yeri ve ona tekabül eden payı bir üçüncü şahsa satarsa, satıcı zamanında o yerde hak iddia etmeyen davacının, tapuda pay satışı biçiminde yapılan işlem sebebiyle şufa hakkını kullanması MK.nun 2. maddesinde yer alan objektif iyiniyet kuralı ile bağdaşmaz. Kötüye kullanılan bu hak kanunen himaye görmez. 14.2.1951 tarih ve 17/1 s. İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca bu hususun davanın her aşamasında ileri sürülmesi, hatta mahkemenin kendiliğinden nazara alması gerekir. Savunmanın tevsii bu gibi durumlarda sözkonusu değildir. Davanın bu bakımdan reddi gerekir.
Olayımızda; şufalı payın ait olduğu taşınmazda davacılarla davalıya pay satanların paydaş oldukları uyuşmazlık konusu değildir. Davalıya pay satan kişilerin bu taşınmazda görünürde pay sahibi oluşları ancak 5.4.1991 gününde kesinleşmiş hükümle olmuştur. Mahkemece de kabul edildiği gibi harici ve eylemli taksimin 1974 yılında yapıldığı bildirilmektedir. Kullanımın o taksime göre olduğu belirtildiğine göre önemli olan davacılar murisi ile davalıya pay satan kişilerin murisleri arasında ya da sonradan doğrudan doğruya davacılarla pay satanlar arasında harici ve eylemli taksim yapılıp yapılmadığıdır. O biçimde bir taksim var ve kullanma aynı halde devam ederken satıcılar sattıkları paya karşılık belirli ve muayyen yer satmışlar ve davacıların payları karşılığı olan o yerin dışında kalmış ise davacıların kötü niyetli olduğu söylenebilir. Ancak, gerek şahadet gerekse keşif yerindeki tespitlerden bu yön açıklıkla anlaşılamamaktadır. Gerektiğinde tanıkların mahallinde dinlenmesi ve eylemli taksimdeki alanların açıklıkla saptanması ve davacıların şufa talep etmekte kötü niyetli olup olmadıklarının buna göre değerlendirilmesi gerekirken bu konuya açıklık getirilmeden davanın reddedilmesi hatalı olmuştur. Hüküm bu sebeple bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile HUMK.nun 428. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istem halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 1.11.1994 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy