(818 S. K. m. 260) (6570 S. K. m. 7)
Dava: Mahalli Mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı tahliye davasına dair karar davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: Dava temerrüt nedeniyle kiralananın tahliyesi ve 4.400.000.- lira kira alacağının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece istem gibi karar verilmiş, hükmü davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dosya kapsamına, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerekçelere göre alacağa yönelik temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Kiralananın tahliyesine yönelik temyize gelince:
Davacı tarafından davalıya tebliğ edilen 3.10.1994 keşide ve 3.10.1994 tebliğ tarihli ihtarda 1994 yılı Eylül ve Ekim ayları kira bedelleri için 2.200.000.-'er liradan 2 adet bono verildiğini bu bonoların vadesinde ödenmediğini iddia ile 2 adet bona tutarı 4.400.000.- liranın 30 gün içinde ödenmesi istenmiştir.
Davalı istenen aylar kira bedellerini ödediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Taraflar arasındaki 1.1.1994 başlangıç tarihli ve 1 yıl süreli kira sözleşmesinden aylık kiranın 2.200.000.- lira olduğu, kira bedellerinin bono ile ödeneceği 1994 yılı Eylül ayı kirası için 2.9.1994 vadeli, aynı yıl Ekim ayı kirası için 2.10.1994 vadeli bonolar verildiği ihtilafsızdır. Davacı kira bedelleri karşılığı bonoyu kabul etmekle, ticari senetlere ilişkin ödeme şekline peşinen rıza göstermiş demektir. Ticari senetle ödenmesi vaadedilen borç aranan borç niteliğindedir. Kira borcunun götürülüp alacaklının ikametgahında ödenmesi gerektiği halde bu borcun bonoya dönüşmesiyle götürülen değil aranan borç niteliğini aldığını, böylece vasfının değiştiğinin kabulü gerekir. Hal böyle olunca senedi elinde bulunduran kişinin borçluya ihtarda bulunması, onu takip etmesi ve ayağına kadar giderek senedi verip karşılığı olan parayı alması gerekir. Türk Ticaret Kanunun 667. maddeside buna amirdir.
Bono ciro edilmek suretiyle elden ele geçebileceğinden, borçlunun peşinen ödemeyi kime yapacağını bilmesi mümkün değildir. Bu bakımdan senedi elinde bulunduran şahsın öncelikle senet borçlusuna ihbarda bulunması gerekir. Davacının da aynı şekilde önce ihbar etmesi, ondan sonra temerrüt ihtarı göndermesi icap eder. Doğrudan doğruya temerrüt ihtarı göndermeye hakkı yoktur. Bu hususlar nazara alınarak kiralananın tahliyesi talebinin reddine karar verilmesi gerekirken kabulü,
Usul ve yasaya aykırı olduğundan hükmün tahliyeye ilişkin kısmının bozulması gerekmiştir.
Sonuç:Hükmün yukarıda 1 numaralı bendde yazılı nedenle alacağa ilişkin kısmının ONANMASINA, 2 numaralı bendde yazılı nedenle kiralananın tahliyesine ilişkin hüküm kısmının BOZULMASINA, Onanan kısım için istek halinde aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene iadesine, 30.9.1996 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy