(743 S. K. m. 623, 628, 659, 2) (4721 S. K. m. 2, 688, 699, 732)
Dava: Şuf'a davasına dair karar, davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: Dava şufalı payın iptali ile davacı adına tescili istemine ilişkindir. Mahkemece istem gibi karar verilmiş ve hüküm davalı vekili tarafından temyiz olunmuştur.
Şufalı payın ilişkin olduğu taşınmaz paydaşlarca özel olarak taksim edilip, her bir paydaş belirli bir kısmı kullanılırken, bunlardan biri kendisinin tasarrufundaki yeri ve ona tekabül eden payı, bir üçüncü şahsa satarsa, zamanında o yerde hak iddia etmeyen davacının, tapuda pay satışı şeklinde yapılan işlem nedeniyle şufa hakkını kullanması MK'nin 2. maddesinde yer alan objektif iyi niyet kuralı ile bağdaşmaz. Kötüye kullanılan bu hak kanunen himaye görmez. 14.2.1951 gün ve 17/1 sayılı içtihadı birleştirme kararı uyarınca bu hususun davanın her aşamasında ileri sürülmesi, hatta mahkemenin kendiliğinden nazara alması gerekir. Savunmanın tevsii bu gibi durumlarda söz konusu değildir. Davanın bu bakımdan reddi gerekir.
Olayımızda: Davacı vekili, davalıya 21.5.1996 tarihinde, 55.000.000 liraya satılan payın iptali ile davacı adına tescilini yasal sürede açtığı bu dava ile istemiştir.
Davalı vekili, dava konusu yerin yıllar önce eski maliklerce taksim edilip, herkesin kendi yerini kullanıp tasarruf ettiklerini, davalıya da belli bir yer satıldığını bildirerek, davacının da belli bir bölümü daha önce satın alıp kullanmakta olduğunu, şufa hakkı kullanmasının iyi niyetle bağdaşmayacağını iddia ile davanın reddini savunmuştur.
Şufalı payın ilişkin olduğu taşınmaz tapuda kargir ev olarak kayıtlı olup, gerek davacı, gerekse davalı tanıklarının ifadelerinde bu evin önceki malikleri olan A. ve M. K.nin aralarında anlaşarak, doğu-batı yönünde binayı ikiye bölerek, M.nin ölümünden sonra mirasçılarının doğu bölümünü davacıya sattıkları ve davacının evin o bölümünde oturduğu, batı tarafın ise A. K. tarafından kiraya verilerek tasarruf edildiği, kira parasını A. K.nin aldığı, onun ölümü üzerine de mirasçılarının batı bölümü davalıya sattıklarını, eşit bir bölünme olmamakla birlikte ve hukuken de geçerli olmasa bile, fiilen yapılan bu paylaşma yıllardır ihtilafsız sürmüş olması nedeniyle, davacının şufa hakkını kullanması, yukarıdaki esaslar dahilinde MK. 2. maddesindeki iyi niyet ilkesi ile bağdaşmayacağından, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kabul kararı verilmesi hatalı olmuştur.
Hüküm bu nedenle bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan sebeplerle temyiz itirazlarının kabulü ile HUMK'nun 428. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 17.11.1997 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy