(743 S. K. m. 2, 658, 659)
Dava: Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan şufa davasına dair karar davalılar tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bürtün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava şufalı payın iptali ve tescili istemine ilişkindir. Mahkemece istem gibi davacı adına tescil kararı verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1 - Dosya kapsamına, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerekçelere, göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2 - Şufalı payın ilişkin olduğu taşınmaz paydaşlarca özel olarak taksim edilip herbir paydaş belirli bir kısmı kullanırken bunlardan biri kendisinin tasarrugundaki yeri ve ona tekabül eden payı bir üçüncü şahsa satarsa satıcı zamanında o yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda pay satışı şeklinde yapılan işlem nedeniyle şufa hakkını kullanması MK.nun 2 . maddesinde yer alan objektif iyi niyet kuralı ile bağdaşmaz. Kötüye kullanılan bu hak kanunen himaye görmez . 14.2.1951 gün ve 17/1 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı uyarınca bu hususun davanın her aşamasında ileri sürülmesi, hatta mahkemenin kendiliğinden nazara alması gerekir. Savunmanın tevsil bu gibi durumlarda söz konusu değildir. Davanın bu bakımdan reddi gerekir.
Olayımızda: Davalılar 26.3.1997 günlü dilekçelerinde taksim savunmasında bulunduklarına geöre bu savunma üzerinde durulmaması;
3 - Şufalı pay Nisan 1993 tarihinde davalıya satılmış, davacı ise 20.3.1996 günü dava açarak, payın iptali ve adına tescilini istemiştir. Davalı, şufalı payın değerinin yerinden tespitini savunbuştur.
Uyuşmazlık, şuf'a bedelinin satış tarihinde tapuda gösterilen bedel mi, yoksa dava açıldığı tarihte saptanacak bedel mi olacağının tespitinde toplanmaktadır. Şuf'a bedelinin satıcı ile, davalı arasındaki anlaşmada kararlaştırılan bedel olması gerekeceğine dair yasada bir açıklık yoktur. Bu nedenle objektif olayların yarattığı kıymet değeşikliklerinin, satışan uzunca bir süre geçirildikten sonra açılan şufa davalarında, davayı açan yapdaşın ödeme borcuna yansıtılması icap eder. 20.6.1951 gün ve 13/5 sayılı İçtihadı birleştirme Kararında da hakimin hükmünden önce tayin edeceği uygun bir süre içinde şif'a bedelinin yatırılmasına karar vereceği, daha sonra kaydın düzeltilmesine hükmedeceğinin açıklanması, bu görüşü doğrulamaktadır.
Özellikle, diğer paydaş ile, davalı arasında gerçekleştirilen ve şuf'a hakkının kullanılmasına yol açan satış sözleşmesinden uzunca bir süre geçtikten sonra açılan şuf'a davalarında, davacı paydaşın ekonomiş ve objektif nedenle değişmiş yeni bedeli ödemeksizin, tapuda gösterilen eski bedelle, payın tescilini talep etmesi MK.nun 2. maddesinde tanımlanan objektif iyi niyet kuralı ile de bağdaştırılamaz. Böyle bir davranış, davalıyı zorunlu olarak elinden çıkardığı gayrimenkul payı yerine, eline geçen para ile aynı nitelik ve değerde bir başka gayrimenkul edinmek imkanından yoksun bıraktığı için fevkalade adaletsiz ve hakkaniyet duygusu zedeleyici bir sonuç yaratır. 8.11.1991 gün 1990/4-1991/4-1991/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında da, iyi niyet iddiasının hukuki mahiyeti itibariyle def'i değil, itiraz niteliğinde bulunduğu vurgulandığından bu nitelikteki bedele yönelik iddianın yargılama sona erinceye kadar iddia ve savunmanın genişletilmesi yasagına tabi olmadan, davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkündür.
Açıklanan nedenlerle, şufa hakkının kullanıldığı tarihte şufalı payın değerinin tespit edilip o bedelin yatırılmasına hükmedilmesi gerekirken, satış tarihindeki bedelin yatırılmasına karar verilerek davanın kabulü hatalı görüldüğünden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda 2 ve 3. bentlerde açıklanan nedenlerle hükmün (BOZULMASINA), istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edenlere iadesine, 18.2.1999 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy