(1086 S. K. m. 363, 364) (743 S. K. m. 2, 658, 659)
Dava:Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan şuf'a davasına dair kararın temyiz incelemesi duruşmalı olarak davalı tarafından süresi içinde istenilmekle dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar:Dava şuf'alı payın iptali ile tescili istemine ilişkindir. Mahkemece istem gibi karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz olunmuştur.
Davacı vekili, müvekkilinin paydaşı bulunduğu 230 parsel sayılı taşınmazda davalının 3.10.1997 tarihinde pay satın aldığını, satış bedelinin tapuda muvazaalı olarak 10.000.000.000.-TL. gösterildiğini, gerçek bedelin 5.000.000.000-TL.yi geçmeyeceğini, bu satışı davalının kendisine tebliğ ettirdiği ihtarla 16.10.1997 günü öğrendiğini iddia ile mahkemece belirlenecek şuf'a bedeli üzerinden xuf'a hakkının tanınması istemiyle 7.11.1997 tarihinde iş bu davayı açmıştır.
Davalı vekili, müvekkilinin taşınmazın belirli bir bölümünü satın aldığını, tapuda pay satışı gibi görünse de satın alınan bölümün Bursa Altıncı Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/804 esas sayılı dosyasında bilirkişi raporunda saptandığını davanın reddini savunmuştur.
Şuf'alı payın ilişkin bulunduğu taşınmazın müstakilen Ö.'e aitken sağlığında davacı H., davalının bayi H. İ. ve diğer iki çocuğuna paylı olarak bağışladığı, ancak bilahare Bursa altıncı Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/804 esas sayılı dosyası ile tapu ipqtali ve tescil davası açtığı, o davanınn yargılaması sırasında tüm paydaşların imzasını taşıyan 16.51997 tanmiz tarihli protokol yapıldığı, bu protokole göre davalının bayi H. İ.'in taşınmazda fiilden kullandığı bölümün belirlenerek ayrıldığı, ayrılan bu bölüm üzerinde davalının bayiine ait ev ve şeftali bahçesi bulunduğu saptanmıştır.
Davalının bayiinin şuf'alı payın ilişkin bulunduğu taşınmazın fiilen ayrılan belirli bir bölümünü kullandığı ve davalıya da bu bölümün satıldığı anlaşılmaktadır.
Şuf'alı payın ilişkin bulunduğu taşınmazın paydaşlar arasında hukuken geçerli olmasa bile eylemli olarak taksim edilip bu şekilde kullanılageldiğine, bu durumda şuf'a hakkının kullanılmasıın Medeni Kanunun 2. maddesindeki iyi niyet kuralıyla bağdaşmayacağının anlaşılmasına göre davanın reddine karar verilmek gerekirken yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur.
Kabul şekline göre de; davacı bedelde muvazaa iddiasıyla bu davayı açmıştır. Davacı aktin tarafı olmadığından bu iddiasını tanık dahil her türlü delille ispat edebilir. Muvazaanın kanıtlanması yönünden davaecının dinlettiği tek tanık bedelde muvazaa hususunda bilgisi bulunmadığı beyan etmiştir. Keşif tek başına muvazaanın delili olarak kabul edilemez. Keşifte belirlenen değer üzerinde şufa hakkının tanınması da doğru değildur.
Hükmün bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün (BOZULMASINA) istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 22.6.1999 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy