(1086 S. K. m. 433) (743 S. K. m. 627)
Dava: Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan ortaklığın giderilmesi davasına dair karar davalı ve davacı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kâğıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava ortaklığın giderilmesi istemine ilişkindir.
Davacı vekili 9.2.1999 günlü dava dilekçesi ile 13 pafta 884 parselde kayıtlı taşınmaza davacı ile davalının yarı yarıya paydaş olduklarını, taşınmaz üzerine, davalı ile yapılan inşaat sözleşmesi gereğince hotel inşa edildiğini, davalının davacı payını 250.000.- dolara almayı taahhüt ettiğini, ancak bunu yerine getirmeyerek davacıyı oyaladığını belirterek taşınmazın üzerindeki otel binası ile birlikte satışına karar verilmek suretiyle ortaklığın giderilmesini istemiştir.
Davalı vekili taraflar arasında yapılan sözleşme ile şuyuun idamesi kararlaştırıldığını, bu sebeple davanın reddini savunmuştur.
Yerel mahkeme taraflar arasında yapılan şuyuun idamesi sözleşmesi gereğince süre nedeniyle davanın reddine karar vermiştir.
Mahkeme kararını davalı vekili yargılama giderlerinin tahsiline karar verilmediği gerekçesi ile davacı vekili de katılma yoluyla temyiz isteminde bulunarak esastan temyiz etmişlerdir.
HUMK'nun 433/II-C: 2 hükmü 2494 sayılı yasa ile kabul edilmiş bir hüküm olup, "katılma yoluyla temyiz" başka bir deyimle karşı tarafa bağlı temyiz denilebilen bir müessese getirmiştir. Buna göre kendi temyiz süresi içinde temyiz hakkını kullanmamış olan taraf karşı tarafın temyizi üzerine ona tabi olarak temyiz yoluna gidebilecektir.
Olayımızda, davacı hükmün kendisine tebliği üzerine yasal sürede temyiz hakkını kullanmamış ancak davalının temyizi üzerine ve bu temyiz dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren 10 günlük yasal sürede harcını yatırarak temyiz hakkını kullanmış hükmü esastan temyiz etmiştir. Bu nedenle davacı temyizi anılan madde gereğince süresinde kabul edilmiştir. İsteğinin esasına gelince;
Müşterek mülkiyet veya iştirak halinde mülkiyete konu olan taşınmaz malın paydaşlarından biri kural olarak istediği zaman ortaklığın giderilmesi davasını açabilir. Ancak bir yasa hükmü ve hukuki bir tasarruf sebebiyle bu kurala bir kısıtlama getirilebilir. Temyize konu olayda taraflar arasında yapılmış olan 9.12.1988 günlü "düzenleme şeklinde satış vaadi ve inşaat yapım sözleşmesi" yüklenici davalı ile arsa sahibi davacı arasında yapılacak inşaatın koşullarını saptadıktan sonra, 7. maddesinde "gerek bağımsız bölüm halinde tescilin gerçekleşmesi, gerekse tüm yapının müşterek mülkiyet halinde tescili koşullarında taraflar kendi paylarını 3. kişilere satmayı kabul ve yüklenmişlerdir. İdame-i şuyu konusunda sözbirliğine varmışlardır" hükmünü getirmiştir. Böylece tarafların hukuki bir tasarruf mucibince şuyuun idamesini kararlaştırdıkları, taşınmazla ilgili olarak birbiri aleyhine ortaklığın giderilmesi davası açmama konusunda anlaştıkları çekişmesizdir. Yani sözleşmenin, içeriği itibarıyla Medeni Kanunun 627. maddesinde düzenlenen (şuyuun idamesi mükellefiyeti) nitelikli olduğu ortadadır. Bu şekildeki sınırlama yine maddedeki açıklık karşısında en fazla 10 yıl süre için yapılabilir ve bu süre sözleşmenin yapıldığı tarihten başlar. Sözleşmede süreden bahsedilmemiş olması bu yükümlülüğün 10 seneden fazla da devam edeceği sonucunu doğurmaz. Yasanın bu açık hükmüne rağmen 10 yıllık sürenin sözleşmede bahsedilen edimlerin yerine getirilmesinden itibaren başlayacağı bununda en erken tapuda yapılan 29.5.1989 tarihli işlem olduğu vurgulanarak süre yönünden davanın reddedilmesi doğru görülmemiştir. Bu nedenle işin esasının incelenmesi gerekirken aksi görüşle yazılı şekilde red kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı vekilinin temyiz itirazının incelenmesine yer olmadığına ve istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edenlere iadesine, 23.10.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy