(743 S. K. m. 2, 658, 659)
Dava: Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı şufa davasına dair kararın temyiz incelemesi duruşmalı olarak davalı tarafından süresi içinde istenilmekle gün tayin edilerek taraflara davetiyeler gönderilmişti. Belli günde davacı asillerden Yüksel E., davalı vekili Av.Ayhan Ceyhan geldiler. Hazır bulunanların şifai beyanları dinlendikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava şufalı payın iptali ve tescili istemine ilişkindir. Mahkemece istem gibi karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz olunmuştur.
1-Dosya kapsamına, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerekçelere, hak düşürücü sürenin geçirildiği savunmasının kanıtlanamadığına, dava konusu taşınmaz hakkında açılan ortaklığın giderilmesi davasının bekletici mesele sayılmamasında bir usulsüzlük olmamasına göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Şufalı pay 4.7.1996 tarihinde davalıya satılmış, davacı ise 27.10.1997 günü dava açarak payın iptali ve adına tescilini istemiştir. Davalı şufa bedelinin yeniden tayin edilmesini istemiştir.
Uyuşmazlık, şuf'a bedelinin satış tarihindeki bedel mi, yoksa dava açıldığı tarihte saptanacak bedel mi olacağının tespitinde toplanmaktadır. Şuf'a bedelinin satışı ile, davalı arasındaki anlaşmada kararlaştırılan bedel olması gerekeceğine dair yasada bir açıklık yoktur. Bu nedenle objektif olayların yarattığı kıymet değişikliklerinin, satıştan uzunca bir süre geçirildikten sonra açılan şuf'a davalarında, davayı açan paydaşın ödeme borcuna yansıtılması icap eder. 20.6.1951 gün ve 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da hakimin hükümden önce tayin edeceği uygun bir süre içinde şuf'a bedelinin yatırılmasına karar vereceği, daha sonra kaydın düzeltilmesine hükmedeceğinin açıklanması, bu görüşü doğrulamaktadır.
Özellikle, diğer paydaş ile, davalı arasında gerçekleştirilen ve şuf'a hakkının kullanılmasına yol açan gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinden uzunca bir süre geçtikten sonra açılan şuf'a davalarında, davacı paydaşın ekonomik ve objektif nedenlerle değişmiş yeni bedeli ödemeksizin, sözleşmede gösterilen eski bedelle, payın tescilini talep etmesi M.K.nun 2.maddesinde tanımlanan objektif iyi niyet kuralı ile de bağdaştırılamaz. Böyle bir davranış, davalıyı zorunlu olarak elinden çıkardığı gayrimenkul payı yerine, eline geçen para ile aynı nitelik ve değerde bir başka gayrimenkul edinmek imkanından yoksun bıraktığı için fevkalade adaletsiz ve hakkaniyet duygusunu zedeleyici bir sonuç yaratır. 8.11.1991 gün 1990/4-1991/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında da, iyi niyet iddiasının hukuki mahiyeti itibariyle def'i değil, itiraz niteliğinde bulunduğu vurgulandığından bu nitelikteki bedele yönelik iddianın yargılama sona erinceye kadar iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağına tabi olmadan, davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkündür.
Açıklanan nedenlerle, şuf'a hakkının kullanıldığı tarihte şuf'alı payın değerinin tespit edilip bedelin yatırılmasına hükmedilmesi gerekirken, satış tarihindeki şuf'a bedelinin yatırılmasına karar verilerek davanın kabulü hatalı görüldüğünden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda 2.bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, davalı yararına taktir olunan 20.000.000.-TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine 1.5.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy