(3402 S. K. m. 30, 26, 40)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle; duruşma için belli edilen gün ve saatte temyiz edenler Musa Fındık vs. vekili Avukat, İsmail vs. vekili Avukat Çoşkun, İsmail vs. vekili Avukat Yüksel ile aleyhine temyiz istenilen .... Belediye Başkanlığı vekili Avukat Safiye, .... Ekiciler Koop. vs. vekili Avukat Ömer geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlandı. Tarafların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmanın bittiği bildirildi. Süresi içinde inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Karar: Kadastro sırasında dava konusu taşınmazlar Asliye Hukuk Mahkemesinde dava konusu olduğundan söz edilerek davalı taraf adlarına yüzölçümleri boş bırakılarak tespit edilmiştir. Davacılar tarafından davalılar aleyhine Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tescil, tapu iptali, kal, elatmanın önlenmesi, hudut düzeltilmesi davaları davaya konu olan parseller hakkında tutanak düzenlenmiş olması nedeniyle Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır. Kadastro Mahkemesinde çekişmeli parsel tutanakları ile dava dosyası birleştirilerek yapılan yargılama sonunda; davanın reddine ve çekişmeli parsellerin tespit gibi tescillerine karar verilmiş; hüküm, davacılardan İsmail, Ömer, Mahmut, Hüseyin ile davalılardan Musa, Osman, Osman, İsmail, Kemal ve Nazmi tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar İsmail, Ömer, Mahmut ve Hüseyin Talatın dayandıkları kök tapu kaydı Mayıs 327 tarih 1 numaralı sicilden intikal eden kayıt olup, bu kaydın miktarı 10 dönüm, sınırları İshak Bey ve Dere ve Bahri ve Memiş Olarak belirtilmiştir. Kayıt maliklerinin muhtelif tarihlerde yaptıkları ifrazen satışlar ve istimlakler sonucu Temmuz 1956 tarih ve 22 numaralı tapuda kayden 840 metrekare yerleri kaldığı Pazar Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.7.1959 gün 1959/215 esas ve 188 sayılı kararı ile bakiye tapu miktarının 73.545 metrekareye çıkarıldığı saptanmıştır. Tapu kaydının bir sınırı deniz okumakta olup kayıt değişebilir niteliklidir. 5520 sayılı Kanun hükümleri uyarınca değişebilir sınırlı kayıtların miktarının düzeltilmesi mümkün olmadığı gibi, Hazine ve Belediye Tüzel Kişiliği aleyhine dava açılmadığından kayıt miktarının düzeltilmesine ilişkin karar kamu kuruluşları yönünden bağlayıcı nitelikte taşımamaktadır. Tapu kaydının revizyon gördüğü parseller ve sabit sınırları dikkate alındığı tesis tarihindeki miktarı ile ifraz sonucu kalan bakiye miktarı itibariyle çekişmeli parselleri kapsaması da mümkün bulunmamaktadır. Kaldı ki, Ali İslam mirasçıları olan İsmail İslam ve Ömer yönünden Çayeli Asliye Hukuk Mahkemesinin 15.5.1973 tarih 1972/241 esas ve 1973/133 sayılı kesin hükmü de bulunmaktadır. Kesin hükmün dava konusu taşınmazlarla ilgili olduğu anlaşılmaktadır. HUMK.nun 237.maddesi gereğince kesin hüküm Ali mirasçıları yönünden bağlayıcı nitelik taşımaktadır. Bu nedenlerle tapu kaydına dayanan İsmail İslam, Ömer, Mahmut ve Hüseyinın sair temyiz itirazları yerinde bulunmamaktadır. Dava Asliye Hukuk Mahkemesinden Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır. Davanın niteliği itibariyle 3402 sayılı Kadastro Kanununun 30/2.maddesi uyarınca kadastro hakimi gerçek hak sahipleri adına tescile karar vermekle yükümlüdür. Taşınmazın bulunduğu bölgede idare tarafından kıyı kenar çizgisinin belirlendiği ve kesinleştiği anlaşılmaktadır. Mahkemece bu kesinleştirme işleminin idari yargı kararına dayanıp dayanmadığı araştırılmamış, idari yargı kararına dayanması halinde 28.11.1997 gün 1996/5 esas ve 1997/3 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı uyarınca bağlayıcı nitelik taşıyacağı dikkate alınmamıştır. İdari yargıyla kesinleşen kıyı kenar çizgisi bulunmaması halinde İçtihadı Birleştirmede öngörülen biçimde araştırma yapılmalı, bilirkişiler tarafından idarenin belirlediği çizginin değerlendirilmesi de yapılmak suretiyle rapor alınmalı ve sonucuna göre hüküm kurulmalıdır. Eksik inceleme ile hüküm kurulması isabetsizdir. Ayrıca, Kadastro hakimi davaya konu parseller hakkında sicil oluşturmak durumundadır. 166 ada 1 sayılı parselle ilgili olarak dava açıldığı ve görevsizlik kararı ile dosya mahkemeye aktarıldığı halde sözü edilen parselle ilgili olumlu veya olumsuz hüküm kurulmaması ve sicilin açık bırakılması isabetsizdir. Öte yandan, mahkemece verilen kararın infazının kabil olması ve duraksamaya neden olmaması gerekir. Gerek kadastro tutanağı ve gerekse kadastro komisyonu kararı mahkeme kararının eki niteliğinde değildir. Hüküm fıkrasında adlarına tescile karar verilen kişilerin açık kimlikleri ile pay oranlarının gösterilmesi gerekirken yollama yapılarak hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi, parsellerin tutanaklarında yüzölçümleri açık bırakıldığı halde teknik bilirkişiye parsellerin yüzölçümleri hesaplattırılmak suretiyle yüzölçümleri hakkında hüküm kurulmaması da usul ve yasaya aykırıdır. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 26 ve 40.maddeleri uyarınca tapu ile satın alan kişilerin davaya müdahil olarak girmeleri durumunda adlarına tescil kararı verilmesi gerekirken mahkemece tespite yollama yapılarak satan kişiler adına tescil kararı verilmesi de isabetsizdir. 166 ada 16 sayılı parsel Hazine adına tespit edildiği halde, tespit maliki olan Hazinenin davaya katılması sağlanmaksızın yargılama yapılması da usule aykırıdır.
Sonuç: Davacılar ve davalıların temyiz itirazlarının bu nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenlerine göre vekille temsil edilen taraflar yararına vekalet ücreti tayin ve takdirine yer olmadığına, 20.11.2001 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy