(4721 S. K. m. 2, 732, 733)
Dava: Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı önalım davasına dair karar bir kısım davalılar tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, önalım hakkına konu edilen payın iptali ile davacı adına tesciline ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, dava dilekçesinde, müvekkilinin 338 parsel No'lu taşınmazda ½ pay maliki olup, diğer paydaş Gülümser Ö.'ın ½ payını 3.10.2000 tarihinde 2.000.000.000.- TL bedelle davalıya sattığını, davacının 1997 tarihinden beri cezaevinde olduğunu, ailesinin de Tekirdağ'da oturduğunu, pay satışını 26.2.2001 tarihinde öğrendiğini, öğrenme tarihine göre davanın süresinde açıldığını belirterek, davalı adına kayıtlı payın iptali ile davacı adına tescilini talep etmiştir. Davalı Sabri Ç. vekili, önalım hakkının koşullarının oluşmadığını, taşınmazın paydaşları arasında fiilen bölüşülerek kullanıldığını, davanın süresinde açılmadığını, müvekkilinin taşınmazda pay satın aldıktan sonra hemen çalışmaya başladığını, davacının satışı o tarihlerde öğrenmiş olması gerektiğini, davanın reddini savunmuştur.
Taşınmaz mülkiyetinin kanundan doğan takyitlerinden olan önalım hakkı, paydaşlardan birinin payını üçüncü şahsa satması halinde diğer paydaşlara o payı öncelikle satın alma hakkını veren bir haktır. Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarına göre önalım hakkına konu edilen taşınmaz paydaşlar arasında rızaen bölünmüş ve her bir paydaş o taşınmazın belli bir yerini kullanmakta iken yapılan pay satışı nedeniyle paydaşın önalım hakkını kullanması, Medeni Kanunun 2. maddesinde ifadesini bulan dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz. Taşınmazın fiilen bölüşülerek kullanıldığı savunması davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi, mahkemenin de kendiliğinden nazara alması gerekir.
Olayımızda; davalılar dava konusu edilen taşınmazın paydaşlar arasında fiilen bölünerek kullanıldığı savunmasında bulunmuş ve buna dair tanıklarını bildirmiştir. Bu durumda mahkemece, bu savunma üzerinde durularak ve davalı tarafından bildirilen delilleri toplanarak, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi sonucu işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, bundan zühul ile yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı görüldüğünden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile HUMK.nun 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edenlere iadesine, 19.01.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy