(4721 S. K. m. 732, 733, 734, 735)
Dava: Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı önalım davasına dair kararın temyiz incelemesi duruşmalı olarak davacılar tarafından süresi içinde istenilmekle gün tayin edilerek taraflara gönderilen davetiyelerin tebliğ edilmesi üzerine belli günde davacılar vekili Av. K. C. ve davalı vekili Av. A. Z. geldiler. Hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Uyuşmazlık, önalım hakkına konu edilen payın iptali ve davacı adına tesciline ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar vekili, dava dilekçesinde, davalının müvekkillerinin paydaşı olduğu 127 No'lu parselin 35/48 payını taşınmazın diğer paydaşlarından 05.08.2004 tarihinde 50.000.000.000 TL bedelle satın aldığını, ancak tapuda önalım hakkının kullanılmasını engellemek için değerin 150.000.000.000 TL olarak gösterildiğini, aynı paya ilişkin düzenlenen satış vaadi sözleşmelerinde payın değerinin 84.000.000.000 TL olarak gösterildiğini, taşınmazın emsallerinin de çok düşük bedellerle satıldığını, davacının gerçek değer üzerinden önalım hakkını kullanmak istediğini belirterek, davalı adına kayıtlı payların iptali ile davacılar adına tescilini talep etmiştir. Davalı vekili, dava dilekçesinde dava değerinin düşük gösterildiğini, payın gerçek değeri olan 150.000.000.000 TL'den satın alındığını, emsal olarak gösterilen taşınmazların aynı mevkide yer almadığını, dava konusu taşınmazın konumu itibariyle değerli bir yerde bulunduğunu, belirterek haksız açılan davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Önalım hakkı, paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarda payın üçüncü şahsa satılması halinde diğer paydaşlara o payı öncelikle satın alma yetkisini veren bir haktır. Bu hak paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve payın üçüncü kişiye satılması ile de kullanılabilir hale gelir.
Önalım hakkının kullanılması ile bu hakkı kullanan paydaş ile alıcı arasında kapsam ve şartları satıcı ile davalı arasında yapılan sözleşmenin aynı olan bir satım ilişkisi kurulmuş olur. Önalım hakkını kullanan paydaş bu payı satın almak isterken tapuda gösterilen satış bedeli ile davalı tarafından ödenen harç ve masraflar toplamından ibaret önalım bedelini depo etmesi gerekir. Ancak davacı tapuda yapılan satış sözleşmesinin tarafı olmadığından bedelde muvazaa iddiasında bulunabilir ve bu iddiasını her türlü delille kanıtlayabilir.
Olayımıza gelince; önalım hakkına konu edilen payın ilişkin bulunduğu 127 No'lu parselin bir kısım paydaşları toplam 35/48 paylarını 05.08.2004 tarihinde 150.000.000.000 TL bedelle, davalıya satmışlardır. Tapuda yapılan bu pay satışlarından önce satıcılar ile davalı arasında toplam 88.000.000.000 TL değer gösterilerek 20.02.2004 ve 25.02.2004 tarihlerinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri yapılmıştır. Davacı ise tapuda satış bedelinin muvazaalı olarak yüksek gösterildiğini, gerçekte payın 50.000.000.000 TL bedelle satıldığını iddia etmiştir. Davacı bedelde muvazaa iddiasında bulunduğuna göre bu iddiasını kanıtlaması gerekir. Satış sözleşmesinin tarafı olmadığından bu iddianın tanık dahil her türlü delille kanıtlanması mümkündür. Davacı da mahkemece verilen süre içinde delil listesini sunarken delil listesinin üçüncü sırasında gerekli görülürse bedele ilişkin tanıkların bildirileceğini belirtmiş, tanıklarının isimlerini ise 07.07.2005 tarihli dilekçe ile bildirmiştir. Muvazaa iddiasının kanıtlanması yönünden yerinde yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda dava konusu payın değeri 171.575.000.000 TL olarak saptanmış ise de muvazaa iddiası konusunda keşif tek başına yeterli değildir. Sadece davacının diğer delillerini doğrulamak bakımından önem arz eder. Bu itibarla öncelikle bedelde muvazaa konusunda davacının göstermiş olduğu tanıklarının dinlenmesi varsa davalının karşı delillerinin sorulup toplanması, tüm deliller birlikte değerlendirildikten sonra varılacak sonuç itibariyle davacıya önalım bedelini depo etmesi için uygun süre verilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı görüldüğünden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarı da açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile HUMK.nun 428. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, Yargıtay duruşması için kendini vekille temsil ettiren davacı lehine takdir olunan 450 YTL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 04.07.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy